19 Eylül 2013 Perşembe

Kitap Tanıtımı

KARDEŞLİK ÇEMBERİ

Çocukların hakları öykülerle anlatılıyor

Süleyman Bulut, yeni dizisi “Çocukların Hakları Var”da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden yola çıkarak, hikayelerle çocuklara haklarını anlatıyor. İlk kitap “Kardeşlik Çemberi” ile başlayan dizi, “Anne Ben Yapabilirim” ve “Sihirli Çaydanlık” ile devam edecek.

Can Çocuk'tan çıkan serinin ilk kitabı “Kardeşlik Çemberi”, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ikinci maddesi “Çocuklar arasında ayrımcılık yapılamaz.” ilkesini bir basketbol takımının hikayesi üzerinden açıklıyor. “Kardeşlik Çemberi”; renk, ırk, dil, din, kültürel, sosyal vb. açılardan çok farklı çocukların bir araya gelip bu farklılıklardan bir başarı yaratmalarının öyküsü…
1989 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kabul ettiği ve 1990 yılında Türkiye’nin de imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddeleri üzerine kurulmuş olan “Çocukların Hakları Var” dizisinde her bir hikaye, farklı bir maddeye odaklanıyor. Bu seriyi kaçırmayın!


Yazar: Süleyman Bulut
Resimleyen: Reha Barış
Yaş aralığı: 7, 8, 9 vd.
Sayfa: 56 sayfa


Kitap Tanıtımı

Antoine Lebic’in destansı hayatı

DÜNYA ŞAMPİYONU!

Matrak bir takımın göz yaşartan şampiyonluk mücadelesi!

Dünya Şampiyonu! birbirinden değişik karakterlerle renkli mi renkli bir okul hikâyesi. Üstelik Antoine Lebic’in destansı hayatının ilk macerası. Antoine Lebic kim peki? Okulunun futbol takımının kaptanı. Orta saha oyuncusu. Fakat öyle altın krampon, fırtına, gol kralı gibi lakaplar yakıştırılacak türden bir oyuncu sayılmaz. Hatta tesadüfen kaptan seçilmiş bile olabilir çünkü futbolun en temel kurallarından dahi bihaber. Maalesef takımın geri kalanının durumu da pek farklı değil. Mesela sahada olup biten her şeye “hoppala” diyerek şaşıran kaleci Jonathan’ın futboldan zerrece anladığı söylenemez. Top kaleye doğru gelirken genellikle ayakkabı bağcıklarını bağlamayı tercih ettiği ya da kalesini terk ettiği için kova kaleci olarak anılıyor kendisi. Ama neyse ki Magali var! Nasıl da cin fikirli bir kız, takımı şöyle bir sarsıp kendine getiriyor da bu matrak amatörler galibiyete adım adım yaklaşmaya başlıyor!
Komik, renkli, sıcacık, eğlenceli bir okul macerasına hazır mısınız? “Antoine Lebic’in destansı hayatı”nın ilk perdesi Dünya Şampiyonu!’yla açılıyor. İlkokul öğrencisi bir grup kafadar taktik deniyor, hile yapıyor, kavgaya tutuşuyor, koşuyor, yoruluyor, yeniliyor, yeniyor. Antoine da olan biteni bütün açık yürekliliği ve açık sözlülüğüyle bize anlatıyor. Derken bu şenlikli macera, çok sevilen Jacques Azam’ın karikatür tadındaki resimleriyle daha da renklenmez mi! Hadi artık, hemen bir kitapçıya! Dünya Şampiyonu Hayykitap'tan çıktı bile!


5 Aralık 2012 Çarşamba

ASLI'NIN KÖŞESİ


İnadım inat bir kızla tanışın: Lulu

ASLI GÜR

Şimdi hepimiz bir süreliğine çocukluğumuza dönelim. Kimimiz aksi, kimimiz eğlenceli, kimimiz muzip, inatçı ya da duygusal… Her birimiz farklı karakterlerde olduğumuz için olaylar ve isteklerimiz karşısında değişik tepkiler verdiğimiz oldu. Bir isteğimiz gerçekleşmediğinde yeri geldi mızmızlandık, yeri geldi ailemiz ‘olmaz’ dediğinde boyun eğip sesimizi çıkarmadık. Öyle ya hepimiz birbirimizden farklıydık…
Peki ya Lulu? Küt saçlı, muzur suratlı, cinfikirli olduğu yüzüne yansıyan Lulu… İnatçı mı inatçı, aksi mi aksi bir kız… Ya da belki şöyle demek daha doğru: Tam bir karın ağrısı! Canı bir şey istedi mi, karşı durmak imkansız. Gerekirse ampulleri patlatana dek ciyak ciyak bağırır, kendini yere atıp havaya tekmeler savurur, çırpınır durur. Sonunda da istediğini elde eder. Ta ki bir gün, doğum günü armağanı olarak bir dinozor isteyinceye kadar... Dediği dedik, huysuz mu huysuz bu kız çocuğuyla tanışmaya ne dersiniz? Haykitap’tan çıkan Lulu serisi, ele avuca sığmayan bir çocuğun deli dolu maceralarını anlatıyor. Lulu insanı kimi zaman gıcık ediyor ama sevdiriyor da kendini. Gün geliyor bir brontozor bulmak için ormana gidiyor, gün geliyor istediğini elde etmek için para kazanmaya karar veriyor. Hayvanlarla mücadele ederken, kendisinin tam zıttı bir oğlanla uğraşırken bir de yazar araya girmez mi! Sevgili yazarımız Judith Viorst durmadan öyküyü kesip hınzırca yorum yapıyor, huysuzluklarıyla Lulu’yu aratmıyor. Calcedott Onur Ödüllü illüstratör Lane Smith’in resimleriyse bu mizah dolu maceralara ayrı bir renk katıyor.
Lulu dizisinin ilk kitabı Lulu ve Bronzotor’da, aksi kız doğum günü armağanı olarak bir brontozor istiyor. Brontozor, aslında bir tür dinozor. Anne babası “hayır” diyor ve Lulu brontozorunu bulmak için zorlu bir yolculuğa çıkıyor…
Serinin ikinci kitabı Lulu Köpek Gezdiriyor’da ise Lulu yine imkansızı istiyor. Ama bu kez armut piş ağzıma düş yok. Çünkü amacına ulaşmak için para biriktirmek zorunda. Lulu bir işin ucundan tutmaya karar veriyor fakat mahallede yapabileceği bütün işleri, kusursuzluk timsali Fleischman üstlenmiş bile. Lulu’ya kala kala tek iş kalıyor: Komşuların köpeklerini gezdirmek...
Her iki kitabı okurken kendi çocukluğuma döndüm ben de. Yaramaz değildim ama dediğim dedik bir çocuk olduğmu kesindi! Bu yüzden ailemi bezdirdiğim de çok oldu. O yüzden Lulu’yu kendime çok yakın hissettim. Her iki kitabı da kahkahalarla okudum. Dolayısıyla seriyi saoece minikler okumalı demek yanlış olur. Bu seride yetişkinler de kendi çocukluğundan ya da çocuğundan bir parça bulcağı kesin!

Joke van Leeuwen Röportaj


Hayal gücüm ayaklarını gerçeğe basar ama kanatları da var
Röportaj: ASLI GÜR

31. İstanbul Kitap Fuarı’nın bu yılki konuk ülkesi Hollanda. Fuarın ilk dört günü açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla bir dizi etkinlikler gerçekleştirilecek. Fuarda bu kapsamda çocuk edebiyatı alanında Hollandalı şair-yazar Joke van Leeuwen da konuk olacak. Türkiye’de Hayykitap’tan çıkan ve birbirinden renkli kahramanlarıyla temposu hiç düşmeyen absürt, esprili Cik! adlı kitabıyla tanınan yazar 20 Kasım’da çocuklarla buluşacak. Aynı zamanda yeni kitabı Babam Çalılığa Dönüşünce’yi de fuarda tanıtan yazar Minik Okur için konuştu.

31. İstanbul Kitap Fuarı’na konuk olacaksınız. Ne hissediyorsunuz?
Bu benim Türkiye’ye ilk gelişim ve çok heyecanlıyım, çünkü daha önce Türkiye’ye gelmiş olanlardan çok olumlu şeyler duydum. Yaşadığım yer olan Antwerp’de Türk kökenli pek çok kişi var. Onların dükkanlarına uğruyoruz. Yoğurt ve kırmızıbiber mükemmel oluyor. Ayrıca Türk kökenli Hollandalı şarkıcı Esra Dalfidan’la birlikte bir müzikal de yazdık.

Kitaplarınıza Türkiye’deki çocukların gösterdiği ilgiden memnun musunuz?
Evet, elbette. Hikayelerimin başka ülkelerden insanlara ulaşabilmesi ve bir hikayeyi paylaşarak buluşmak harika bir şey.

Türkiye’de Cik! adlı kitabınızla tanınıyorsunuz. Nasıl tepkiler aldınız şimdiye kadar?
Cik! çok sayıda dile çevrildi, tiyatroya ve sinemaya uyarlandı. Hem yetişkinlerden hem çocuklardan duyduğuma göre bu hikaye ya onları çok duygulandırmış ya da içindeki mizahi öğeleri çok sevmişler. Hindistan’da filmi izleyen yaklaşık bin çocukla birlikteydim ve tepkilerini görmek çok güzeldi.

Cik! adlı kitabınızda insanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıklara değiniyorsunuz. Neden bu farkı çocuklara hissettirmek istediniz?
Aslında yolu Minik Kiş’le kesişen herkes, onda özlemini duyduğu şeyi görmek istiyor ama o sadece kendisi. Kuşları çok seven Warre, Minik Kiş’in içinde bir kuş görüyor. Bir çocuk isteyen Tine ise onu insan olarak görüyor.

Olaylara farklı açıdan bakarım

Türkiye ve dünyada yayımlanan çocuk kitaplarında özellikle hayvan temalı yayınlar öne çıkıyor. Çocuklara bir konuyu hayvanlar aracılığıyla anlatmak daha mı kolay sizce?
Benim için Minik Kiş kanatları olan bir insan, antik kültürlerdeki öykülerde rastladığımız karakterler gibi. Benim öykülerimde asla konuşan hayvanlar olmaz. Bu, onun içindeki özgürlüğün görsel bir simgesi. Her zaman mesaj vermek için değil, beni ilgilendiren şeylerle ilgili yazarım. Benim için okurun öyküden zevk alması ve bir anlam çıkarması önemlidir. Okurların hikayeyi sürükleyici buldukları için okumaya devam ettiklerini umarım. Hem şaşırsınlar hem de onlara tanıdık gelsin isterim…

Yayınlarınızda kendi hayatınızdan da ilham alır mısınız?
Hayal gücüm ayaklarını gerçeğe basar ama kanatları da vardır. On üç yaşındayken Brüksel’e taşınınca, ‘normal’ olanın değişebileceğini fark ettim. Diyelim Hollanda’da tipik Hollandalı özellikler ve protestanlık normalken, başka bir yerde ‘normal’ tamamen farklı olabiliyordu. Olaylara farklı açılardan bakmayı severim.

Kitapları pek çok dile çevrilmiş biri olarak tüm dünyada çocuk edebiyatının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünya çapında çocuk edebiyatıyla ilgili konuşacak kadar çok şey bildiğimi düşünmüyorum. Ama iyi çocuk edebiyatını teşvik eden kuruluşlar olduğu için çok mutluyum. Duyguyla yazılmış, hoş bir dili ve derdi olan, sadece ticari amaçlar için üretilmemiş kitaplar var artık. Bu güzel bir gelişme.

Türkiye’deki yayınları ve çocuk edebiyatını takip ediyor musunuz?
Ben daha çok yetişkin edebiyatını biliyorum. Mesela Murat Tuncel Türkiye ve Hollanda edebiyatı arasında köprü gibidir. Hollandalı ya da Flaman olup Türk kökenlere sahip yazarlar da var. Bir de bazı yazarların çocuk kitapları Hollandacaya çevrildi; Hidayet Karakuş ve Sevim Ak gibi.

Ailem evinde göçmen konuk etmiş

Babam Çalılığa Dönüşünce adlı kitabınız da fuarda çocuklarla buluşuyor. Biraz yeni kitabınızı anlatır mısınız?
Bu kitapta, babasıyla birlikte yaşadığı ülkede savaş olduğu için annesinin ülkesine gitmek zorunda kalan bir kız var. Ağır bir konu ama hafifletici öğelerle anlattım. Mesela kız, benim uydurduğum bir dili öğrenmek zorunda kalıyor ve kendi ordusunu kumanda edemeyen bir kumandanla karşılaşıyor. Adam “İleri, marş!” yerine, “Sizin için sakıncası yoksa yürümeye başlasak,” gibi laflar ediyor. Bir ilkokul öğretmeninden e-posta almıştım, bu konunun çocuklar için çok ağır olabileceğini düşünmüş önce, ama sonra sınıfta kitabı okuduğunda çocuklarla bu konuda ve hatta ülkemizdeki göçmenler hakkında çok güzel sohbet etmişler…
Bu kitabı yazdım çünkü benim ailem, ninelerim, dedelerim, annem, babam hep evlerinde ya da köylerinde göçmen konuk etmiş.

Bir çocuğun gözünden savaşı işlediniz kitabınızda. Dünyanın düzen değiştikçe çocukların gündemi de savaşa mı yöneliyor sizce?
Umarım böyle olmaz. Bunu önlemenin bazı yolları var: İnsanları önyargısız dinlemek, çocukları ciddiye almak ve hayattaki önemli şeylerle ilgili konuşmak. Filozof Peter Sloterdijk bizim de aynen çocuklar gibi şu soruyu sormaya cesaret etmemiz gerektiğini söylüyor: Ama bu niye böyle?

Savaşı ve savaşın getirdiklerini de yine absürd bir komediye çeviriyorsunuz kitapta. Savaşı eğlenceli dille anlatmak zor oldu mu sizin için?
Hayır, çünkü bu benim tarzım. Ayrıca Bosnalı arkadaşlarımdan mizahın insanı güçlendirdiğini duymuştum, güçsüzün gücü gibi. Her şeylerini kaybetmiş olmalarına rağmen çok gülmüştük. Ama zaten bizim ülkemizde yeni bir hayat buldular. Calvino “hafif düşünmekten” bahseder. Hafif bir şekilde yazmak, anlamsız ya da önemsiz şeyler yazmak demek değildir.

Fadime Uslu Röportaj


BANA ÇOCUKLAR İLHAM VERDİ 
Röportaj: Aslı Gür

Yazar Fadime Uslu son zamanlarda Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan kitabı Çat Kapı Dayım ile minik kalplere uzanıyor. Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde sınıf öğretmenliği eğitimi alan ve öğretmenlik dışında editörlük, yayın yönetmenliğini görevini de üstlenen Uslu’nun Büyük Kızlar Ağlamaz, Sokağın Kuyruğu adlı kitapları da var. GölgedeYaşamak adlı öykü dosyası ise 2011 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Son kitabı Çat Kapı Dayım’da bir çocuğun yazma tutkusunu öyküleştiren Fadime Uslu ile konuştum…


Sınıf öğretmenliği eğitimi aldınız. Yazarlığa başlamanız nasıl oldu?
Sınıf öğretmenliğini seçmemdeki en büyük neden çocuklara duyduğum hayranlık, içimdeki çocuğun sözlerine duyduğum saygı oldu. Başka alanlarda da çalıştım ama hepsi, beni çocuklara eşlik etmenin yoluna çıkardı. Öğretmenlik sevgiyle yaptığım işim, mesleğim. Yazarlığımsa hayatım… Blaise Cendrars’ın sözleri geliyor aklıma: “Yazarlığım bir meslek değildir; yaşamak bir meslek değildir,” diyor ozan.  Kendimi bildim bileli iyi bir okur olmaya çalıştım. Yazıyla ilişkim de aşağı yukarı Çat Kapı Dayım’ın karakteri Şeyma’nın yaşlarında sözcüklerin büyüsüne kapılmamla başladı.

Çocuklarla ilişkiniz nasıldır peki?
Yetişkinlerle olduğu gibi; açık, samimi ve içten. Edebiyata çocuk kitaplarıyla adım atmadım.  Eleştiri yazıları, öyküler yazdım önce. Çocuk edebiyatıyla sadece okur olarak ilgiliydim. Açıkça söylemeliyim, çocuklar için yazmaya başta cesaret edememiştim. Ama bana ilham veren yine çocuklardı.

Edebiyatta çocuk kitapları alanında yazmak bir yazar için nasıl bir duygu?
Ötekiler gibi heyecan verici. Çat Kapı Dayım’ın yazılma sürecinde Şeyma gibi içim kıpır kıpırdı.

Çocuk edebiyatı alanının özel bir incelik ve özen gösterilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
Her metin incelik ve özeni hak eder, hem yazarından hem de okurundan. Çocuklar için verimlenen eserler daha fazla dikkat, özen gerektiriyor. Çat Kapı Dayım çok keyifli, titiz bir çalışmanın sonunda yayımlandı. Bu eserin üzerine kocaman harflerle adımın yazdığına bakmayın, editörüm Müren Beykan’ın keskin gözü Çat Kapı Dayım’a olağanüstü güzellikler kattı. Çocuk kitaplarında edebiyatın mayası yazarla birlikte editörün estetik bakışıyla, uzmanlığıyla yoğruluyor.

Sergide kitaba dokunmanın havası başkaydı

31. İstanbul Kitap Fuarı’nın teması çocuk ve gençlik edebiyatı… Sizin bir etkinliğiniz olacak mı?
22 Kasım Perşembe günü Çat Kapı Dayım’la ilgili bir söyleşim ve Günışığı Kitaplığı standında imzam olacak.

Fuarda çocuk ve gençlik edebiyatı temasının işlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önemlisi bu tema edebiyat cephesinin dikkatini çocuk ve gençlik edebiyatına çekiyor. Daha ne olsun...

Özellikle çocuklar için kitap fuarları sizce neden önemli?
Çocukluğumun şehri Adana’da istasyonun hemen önünde kitap sergileri açılırdı. Kitapçılara, kütüphaneye her zaman giderdim ama o sergilerde kitaba dokunmanın bile havası başkaydı.  Tahta masalarda, raflarda büyükler için yazılmış kitapların sayısı daha çoktu, onları okuyabilmek için sabırsızlanırdım. O zamanlar kitaplarını çok sevdiğim yazarlarla tanışabilmeyi düşünemezdim. Öylesine uzak gelirdi. Şimdi çocuklar kocaman bir panayırda, şenlik alanında yüzlerce, binlerce kitapla iç içe olacak. Yazarlarla tanışıp söyleşi yapacak. Bu buluşmalardaki paylaşımlar yazarları da çocukları da etkiliyor elbette. 


Çocuklar kitabımı okurken mutlu olsun

Son kitabınız Çat Kapı Dayım… Kitabınızda bir çocuğun yazma tutkusunu öyküleştiriyorsunuz. Şeyma dayısından ilham alıyor. Her çocuğun hayatında böyle bir rol model olduğunu düşünüyor musunuz?
Sadece çocukların mı, yetişkinlerin de davranışlarını bilerek ya da bilmeyerek etkileyen modeller var çevrelerinde. Bu kitapta tek bir misyonum varsa o da çocukların okurken mutlu olması, yazının hazzını, lezzetini tadabilmeleri…

Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişmesi, çocukların daha çok okuması için sizce neler yapılmalı?
Ülkemizde çocukların, çocuk edebiyatının türlü türlü sorunları olduğunu görüyorum. Çocukların üzerinde pek konuşulmayan çok ama çok büyük sorunlarla boğuştuklarını görüyorum. Onların sorunlarının altından kalkmak için verdikleri mücadele karşında etkili, kalıcı çözümler üretemediğimizi biliyorum. Yetişkinler çevrelerine dikkatle baktığında görecek. Kimileri için bir lüks, kimileri için sadece bir hikaye, kimileri için popüler karakterlerin çıkartma sayfaları, kimileri için bir eğitim aracı kitap. Bunun sorumlusu da yetişkinler. Çocuk kitaplarını yazın sanatının bir uzantısı hatta kaynağı olarak bilen, hissedenlerin alanı genişledikçe çocuk edebiyatının da hareket alanı genişleyecektir kanımca. Çocuk ve okuma kültüründe değişime ihtiyaç duyuyoruz. Anne ve babaların çocuklarıyla kitap okumaları; kitabı paylaşımlarının, ilişkilerinin bir parçası yapmaları çocukları doğallıkla okumaya yöneltecektir. Kitaplarla zengin bir evde, kütüphanelerin kullanıldığı ortamlarda okuma oranı kendiliğinden artacaktır.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Betül Tarıman Röportaj

Kakaolu dondurma şiir olursa…

Çocuklar şiirlerle tanışmaya ne dersiniz? Yıllardır çocuk edebiyatı alanında birbirinden güzel eserler sunan Betül Tarıman Elim Sende, Elma Dersem Çık gibi şiir kitaplarıyla yeni nesli farklı bir içerikle buluşturuyor.

ASLI GÜR

Çocuk şiirleri denince akla gelen ilk isimlerden biri Betül Tarıman. Beş yıldır çocuk edebiyatı alanında eserler sunan Tarıman, Elma Dersem Çık, Elim Sende, Rüyaya Kaçan Kuşlar, Gezgin Kaplumbağanın Düşleri adlı çocuk kitaplarıyla tanınıyor. Şimdilerde yeni çocuk öyküleri yazmaya devam eden Tarıman ile şiirlerini ve minikler için yazdığı hikayeleri konuştuk…

Çocuklar için yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Yaklaşık beş yıldır çocuk edebiyatıyla ilgileniyorum. Bir kız çocuğu annesiyim ve ayrıca öğretmenlik mesleğimde sürüyor. Tüm bunlar beni besliyor. Annelik özellikle hem güzel hem de zor bir uğraş. Yazarken kızımla, onun arkadaşlarıyla ilişkilerinden, öğrencilerimle paylaştıklarımdan etkilendim. Ama her şeyden önemlisi bunu bir yazar sorumluluğu olarak kabul ettim. Özellikle erkeklerin yazdığı şiir ve öykülerde eril söylemin olması beni rahatsız etti. Birazda bunun için yazdım. Yetişen yeni neslin cins ayrımcı öğeler içermeyen ürünler okumasını hangimiz istemeyiz ki… 

Miniklere yazmanın farkı ne oldu sizin için?
Çocuklar için yazmak zor. Yıllardır büyükler için yazarken birden çocukların anlayacağı dilde yazmaya başlıyorsunuz. İlk başlarda zorlandım. Fakat daha sonra arkası geldi ki üç çocuk şiir kitabı sahibi oldum. Çocukların onlar için yazdığım şiirleri okuduklarını bilmek beni mutlu ediyor. Şiir çok okuru olan bir yazın türü değil ama belki bu şekilde çocuklara şiiri sevdirebiliriz. Belki onlar da yazar, aralarından şairler çıkar. Kim bilir… 

Cinsiyet ayrımı yapmıyorum

Özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Çocukları çok seviyorum. Tertemizler... Hayat henüz onları kirletmemiş. İyi yetişir, okumalar yaparlarsa bizler de geleceğe umutla bakabiliriz. Çocuklar için yazınca elbette daha dikkatli olmak gerekiyor. Eril söylemden kaçınmak, cins ayrımcı öğelere yer vermemek… Ama yıl 2012 ve çocuklar bizim çocukluğumuzdaki çocuklar değiller. Dolayısıyla çağı yakalamak gerekli. Çünkü okur, çocuk. Başka bir dünyası var ve bizler yazarken o dünyaya girmeliyiz. 

Dizelerinizde barışı ve sevgiye dikkat çekiyorsunuz. Neden?
Binlerce yıldan bu yana dünyanın savaş görmediği bir an yok nerdeyse. En fazla zararı çocuklar ve kadınlar görüyor. Bu nedenle ben de halkların kardeşliği düşüncesinden yola çıkarak, savaşsız bir dünya düşü kuruyorum. Şiir yazarken yaşadığım ortamdan da etkileniyorum. Gündelik yaşamdan damıttıklarım şiir olup çıkıyor. Sınav sistemi içinde bunalmış, kitap okumak, sinemaya gitmek isteyen bir çocuk şiirlerime konuk oluyor. Bu şiirleri yazarken onlarda merak duygusu uyandırmak istiyorum.

Çocuklarla ilgili şiir kitaplarına çok sık rastlamamamızın nedeni ne sizce?
Şiir, öykü ve roman kadar okur bulmuyor. Sanırım bizler zor bir işe baş koyduk. Umarım zamanla nitelikli ürünlerde sayı artar.

Atölye çalışması yapmak istiyorum

Sizin en sevdiğiniz şiir hangisi?
Kakaolu Dondurma adlı şiirimi çok seviyorum sanırım. Bu, zenci ve beyaz çocuk arasındaki dostluğu anlattığım bir şiir. İlk dizeleri şöyle: “Kıştan sonra yaz sıcağı ne güzel, / Güneş uzanıvermiş kumsala, / yanımda zenci arkadaşım. / Ne güzel! Yan yana gelince / İkimiz de benziyoruz / Kakaolu dondurmaya.”

Çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?
İnsanın çocuk okurlarının olduğunu bilmesi ne güzel. Gittiğim bazı imza günlerinde onlarla söyleşme imkânım oldu. Kendi elleri ile bana yaptıkları hediyeyi verenler ya da anı fotoğrafı çektirmek isteyenler… Güzel tepkiler alınca amacıma ulaşmış olduğumu görüp mutlu oluyorum. En büyük dileğim çocuklarla bir atölye çalışması yapmak.

Çocuk oyunlarıyla büyüdüm

Siz nasıl bir çocukluk yaşadınız?
Biz çocukluğunu çocuk gibi yaşayan nesildeniz. O sıralarda evde ne televizyon ne de bilgisayar vardı. Bunları hayal bile edemezdik. Sokakta sabahtan akşama kadar türlü oyunlar oynardık. Saklambaç, köşe kapmaca, çelik çomak gibi oyunların yanı sıra elim sende oynadığımız oyunlardandı. Akşamları radyo tiyatrosu dinlemek en büyük eğlencemizdi. Şimdi çocuklar sınav kaygısına düştüklerinden ne diledikleri gibi kitap okuyabiliyor ne de türlü oyunlar yaratabiliyorlar. Çocukluğumda oynadığımız oyunlardan biri kitabıma ad oldu. Yazdığım öykü ve şiirlerde çocukluğumdan beslendim. Çocukluğumuz bizim en büyük hazinemiz.   

Aslı'nın Köşesi (Nisan 2012)

Bu kitaplarda başrol kelebeklerin
Artemis Çocuk’tan çıkan her kitabı bayılarak okuyorum desem yeridir. Bu yaşımda ben bu kadar heyecanla çocuk kitaplarını okuyorsam minikleri tahmin bile edemiyorum. Renkli hatta kimi zaman simli, yaldızlı kapaklar, eğlenceli çizimler ve desenler Artemis Çocuk’ta sıkça rastladığımız özelliklerden…
Geçen ay yeni çıkanlar arasında yer alan Kelebek Çayırı-Pır Pır ve Sıcacık Bir Eğlence dizisi de onlardan biri. Kitapların mor, sarı, yeşil, pembe renkli kapakları, çiçekli, arılı ve tabii ki kelebekli kapakları var. Tüm bunlar minikleri cezbedecek özellikler. Aslında kitaplarda cinsiyet ayrımı yapılmasına karşıyım. Kelebek Çayırı serisi de kapakları, renkleri dolayısıyla başta kız çocuklarına hitap ediyor gibi görünse de aslında öyle değil. İçinde sıcacık öyküler var…

Kelebek ve tavşan yan yana
Seride altı kitap yer alıyor. Pırıltı’nın İlk Günü, Pırıltı’nın Dikenli Arkadaşı, Işıltı ve Hızlı Kanatları, Işıltı ve Çalışkan Arı, Amber’in Yarışma Heyecanı, Zıp Zıp ve Bebek Kelebek adlı bu kitapların yazarı ise Olivia Moss. Eğlenceli çizimler ise Sam Chaffey’e ait.
Birbirinden renkli kitaplar arasında gezinip duruyorum, ‘Hangisinden başlasam’ diye düşünürken sarı renkli Zıpzıp ve Bebek Kelebek’i okurken buluyorum kendimi. Her ne kadar minik kelebeklerin öyküsü üzerinden bir hikaye sürse de kitapta arı, tavşan, kirpi gibi hayvanlara da yer veriliyor. Belli ki hayvan sevgisi esas alınmış. Örneğin Zıpzıp ve Bebek Kelebek’te, Pırıltı uçarken tavşan yavrularını görüyor: “Pırıltı tavşanlardan birinin pembe burnunun üstüne nazikçe kondu ve ‘Merhaba’ dedi. Tavşan güldü ‘Gıdıklandım. Söylesene sen nesin? Tavşan değilsin?’ dedi. Pırıltı gülümsedi. “Ben kelebeğim. Gördüğün ilk kelebek ben miyim dedi?”… Bir tavşan ve kelebeğin arkadaşlığı aslında kulağa gerçekçi gelmese de hayal gücü bu, sınırları zorlamak lazım!
Kitabın ilerleyen sayfalarında ise son derece kuvvetli bir fırtına Kelebek Çayırı’nı vurmak üzere! Kelebekler sığınacak bir yer ararken Zıpzıp kozasından çıkmaya çalışan küçük, bebek bir kelebek görüyor: “’Ah’ dedi Pırıltı heyecanla. ‘Bu koza mı? Vay canına!’ Daha önce sadece tek bir koza görmüştü, o da kendi kozasıydı ve içinden çıktığı zaman kozası parçalanmıştı. Pırıltı kuru yaprağa hafifçe dokundu ve ‘Merhaba bebek kelebek. Dışarı çıkıp oynamak ister misin?’ dedi nazikçe. Bebek kelebek dışarı çıktığında ise onları büyük bir tehlike bekliyordu. Pırıltı, bebek kelebeği fırtınadan koruması gerekiyordu ama nasıl? Her sayfası hem heyecan hem de çocuk kalbine hitap eden duygularla dolu olan kitabın devamını öğrenmek istiyorsanız okumak için geç kalmayın… Kelebek arkadaşların diğer maceralarını da merak ediyorsanız elinizi çabuk tutmanızda yarar var. Üstelik kitapların sonunda yer alan çıkartmalar da hediye!



Erdemli davranışları öğrenin
Son zamanlarda çocuk yayınlarıyla öne çıkan bir başka yayınevi de Erdem Yayınları… Yayınevi bu ay, 6-9 yaş arasındaki çocukların bedensel, zihinsel, sosyal-duygusal gelişimine katkı sağlayacak bir seriyle karşımızda. Erdemli Davranışlar dizisi… Psikoterapist ve danışman Pat Thomas’ın yazdığı, uzman psikolojik danışman Özlem Mumcuoğlu’nun Türkçeye uyarladığı dizide 10 farklı kitap yer alıyor. Doğruyu Söylüyorum, Saygılı Davranıyorum, Ben de Cesurum, Seni Özlüyorum, Herkes Önemlidir, Diş Doktoruna Gitmek Zorunda mıyım? kitap başlıklarından sadece birkaçı…
Sabır, vefa, azim, öz denetim, doğru iletişim, empati, dürüstlük gibi temaların işlendiği kitaplarda erdemli davranışların neler olduğu ve neden böyle davranmak gerektiği anlatılarak çocukların ahlaki gelişim düzeyini artırmak hedefleniyor. Her kitabın konusunu detaylı anlatan resimlerle de renklenen seride her kitabın sonunda yer alan oyunlar ve etkinlikler çocukların aileleri ve öğretmenleriyle arasındaki iletişimi güçlendirecek, bilgilerini pekiştirmeye yardımcı olacak…
Erdem Yayınları, futbolu bir yaşam tarzı olarak gören aile bağlarını futbolla kuvvetlendiren Futbolsever Aile ile de tanıştırıyor bu ay bizi… Sophie Smiley’in yazdığı kitaplarda doğdukları günden itibaren futbolcu gibi yetişen Rıdvan, Tunju, Rıza ve Down Sendromlu Metin’in yaşadıklarını ele alan öyküler, adını babasının idolü Metin Oktay’dan alan Oktay’ın ağzından anlatıyor. Altı kitaptan oluşan seri 8-11 yaş aralığındaki çocukların sorunlarını aşmalarına ve olumlu davranış geliştirmelerine yardımcı olacak…