31 Mart 2012 Cumartesi

Röportaj


Yeni nesil Keloğlan ile tanıştı, şimdi sıra Heidi'de...

2008’de açılan ve özellikle yerli yapımlarıyla dikkat çeken TRT Çocuk hızla yükselmeye devam ediyor. Pepee, Laura’nın Yıldızı gibi yeni çizgi filmlerle çocukları tanıştıran kanalda Keloğlan, Dede Korkut gibi Anadolu masallarını da ekrana taşıyor. Şimdi sırada Arı Maya, Heidi ve Vikingler var.
Aslı Gür / aslid@stargazete.com
(Pepee, Keloğlan, Çufçuflar Diyarı, Balıktronot, Kahverengi Ayıcık ve daha pek çok çizgi film... Dört yıl önce kurulan TRT Çocuk kanalı sayesinde çocukların hayatına girdi bu renkli yapımlar. Her biri çok sevildi, hatta çocuklar arasında fenomen haline geldi. Pepee gibi karakterlerin dergileri, oyuncakları, yapbozları, kıyafetleri üretildi. Çocukların vazgeçilmezi oldu. Özellikle yerli yapımlarıyla dikkat çeken ve her sezonda yeni programlarla öne çıkan TRT Çocuk kısa sürede büyük başarı yakaladı.
Peki kurulduğu kısa sürede sağlanan bu başarının sırrı neydi? TRT Çocuk kanalı Genel Koordinatörü Can Soysal dört yıl önce ne istediklerini bilerek yola çıktıklarını, bu yüzden de başarılı olduklarını söylüyor: “TRT’nin yeni açılım kanallarının ilki TRT Çocuk’tu. Ülkede en çok ihtiyaç duyulan kanal çocuk kanalıydı çünkü. Türkiye’ye özgü bir kanal kurmak istedik. Bizim çocuklarımıza hitap edecek, kültürümüzü, değerlerimizi anlatacak bir planlama yaptık. Bunun için yerli yapımlara öncelik verdik. Başladığımızda yerli yapım oranımız yüzde 35’ti, şimdilerde yüzde 60 ama hedefimiz yüzde 70 yerli üretime ulaşmak. Başarılı olmamız Türk yapımlara önem vermemiz ve kaliteli yayın yapmamızdan da kaynaklanıyor.”
Üç yaşa yerli yapım
Son yıllarda Türkiye’de hayata geçirilen pek çok çocuk kanalı var. Herbirinde farklı programlar, çizgi filmler yayınlanıyor. Soysal, TRT Çocuk kanalını diğerlerinden ayırmak için çeşitli formatları denediklerini ve konuları çoklu zeka üzerinden işlediklerini anlatıyor: “İnsan zihninin farklı algıları var. Kimi çocukların görsel, kimisi matematiksel, kimisi ise müzik alanında algısı gelişmiş. Yayın örgüsünü buna göre ayarladık ve farklı algıları içeren 40 haneli bir tablo çıkardık. Her disiplinle ilgili bir yapım hazırlıyoruz. Bu sayede her yaş grubuna hitap etmeye çalışıyoruz. Örneğin üç yaş grubuna yaptığımız işlerin yerli olmasına özen gösteriyoruz. Çocukluk çağında Türk yapımlar sunduğumuzda kendi kültürleriyle daha iyi besleniyorlar. Geleceğe kendi dokularıyla adım atıyor, bocalamıyor. Yurtdışından aldığımız yapımlarda da çok dikkatli seçim yapıyoruz. Çocuk yayıncılığı zor bir iş. Çocukların hayal dünyasına seslenirken pedagojik kurallara dikkat etmeli. Bu yüzden her projede uzmanlarla çalışıyor, şiddet içeren yapımlara yer vermiyoruz. Bir yayının gelişmesi, tamamlanması için kimi zaman dokuz ay geçmesi gerekiyor. Bu bir çocuğun anne karnında geçirdiği süreye eşit neredeyse!”
Pahalı yapımlara gerek yok
TRT Çocuk kanalında 0-3, 4-6, 6-9 ve 9-12 yaş aralığındaki çocuklara özel yayınlar yapılıyor. Can Soysal en çok 9-12 yaş arasındaki çocuklara ulaşmanın zor olduğunu söylüyor: “Çünkü o grup başka kanallarla da temas kurmuş, farklı beğenileri var. Bizi en çok izleyenler ise 4-9 yaş grubu. Çocukları ekran başında tutmak için çok pahalı bir yapıma imza atmanıza gerek yok. Bir kibrit çöpüyle bile çocuğu 4-5 dakika ekran başında tutan yapımlar var. O yüzden çocuğu iyi anlamak, gözlem yapmakla ilgili bir durum bu. Günde 35 yapım yayınlıyoruz. Bunlar arasından en sevileni ise Keloğlan. Pepee, Arkadaşım Bıdı, Laura’nın Yıldızı, Dede Korkut da çok izleniyor. Keloğlan gibi masalları aktarırken günümüzle de bağlantı kuruyoruz ki çocuklar severek izlesin. Cahit Zarifoğlu’nun Serçekuş, Sevim Ak’ın Leylek Kardeş’i gibi yerli öyküler de yapım aşamasında.”
TRT Çocuk kanalını sadece çocuklar değil yetişkinlerin de izlediğini söyleyen Soysal kimi zaman yayınlarla ilgili taleplerin geldiğini anlatıyor: “Özellikle okul öncesi gruplarda yeme, tuvalet alışkanlığı gibi konuları işlememizi istiyorlar. Son zamanlarda en çok berber korkusuyla ilgili talepler geliyor. Kuşaklar bizi izleyerek büyüyor, bu güzel bir duygu.” 
Çocuk ülkesi kurulacak
80’LER kuşağı için Susam Sokağı gibi yapımların ayrı bir yeri var. Hatta pek çok kişi büyüdüğü çizgi filmleri yeniden izlemek, kendi çocuklarıyla buluşturmak istiyor. TRT Çocuk’ta bu hayali gerçekleştireceklerini belirten Can Soysal ilk projenin Arı Maya olduğunu söylüyor: “Arı Maya yakında yayınlanacak. Senaryo aynı ama yeniden çekilecek. Bu sayede yetişkinle çocuk arasında ikinci bir köprü kurulacak. Heidi, Vikingler de olacak. Susam Sokağı ile ilgili de çalışmalarımız var. Ayrıca Türkiye’de çocukların sözel gelişim anlamındaki okul öncesi gruptaki ihtiyacını karşılayacak bir projemiz de var. Okul öncesinde bu yayını izleyen çocukların ilkokulda Türkçeyle ilgili problemleri kalmayacak. Öte yandan 23 Nisan ile ilgili de çalışmalarımız sürüyor. 16-24 Nisan tarihleri arasında Konya’da etkinlikler yapacağız. Folklorik gösteriler, canlı yayınlar, sanat, bilim aktiviteleri olacak. Bir çocuk ülkesi tasarlayacağız orada. O ülkenin kendine özel pasaportu olacak, onunla girilecek.”

30 Mart 2012 Cuma

Aslı'nın Köşesi (Mart)

                  Yine yeniden Küçük Prens

 


ASLI GÜR
Dünyaca ünlü bir kitap olan, yüzyılın klasikleri arasında yer alan Küçük Prens'i Türkiye'de de 7'den 70'e tanımayan kalmadı. Kitap yarım asırdır milyonlarca insanın hayatının bir dönemini süsledi.  Küçük Prens’in tiyatrodan sinemaya, küçük mukavva baskılarından uygulama kitaplarına pek çok uyarlaması da var. Yeri geldi kitap farklı yayınevlerinde basılarak raflarda yer buldu yeri geldi üç boyutlu olarak yayınlandı. Hatta üç boyutlu basımı tüm dünyayla aynı anda Türkiye’de yer buldu. Bu sayede Küçük Prens miniklerin daha çok ilgisini topladı.
Sadece üç boyutlu basımıyla dikkat çekmedi elbette Küçük Prens. Öyle ya, dünya çocuklarına bir armağan olarak nitelendiriliyordu, bunun da hakkını vermeliydi. İşte bu yüzden şimdiye kadar 15 dile çevrilen bu edebiyat klasiği geçtiğimiz yıl içinde ilk Lazca çeviri kitap oldu, Çita Mapaskiri adıyla Lazika Yayın Kolektifi tarafından yayımlandı.
Sahra Çölü'ne düşen pilotun Küçük Prens'le karşılaşmasıyla başlayan kitapta insanların hataları çocuk bakışı vurgulanıyor. Basit bir çocuk kitabı gibi görünse de hem çocuk hem genç hem de yetişkinlerin okuyabileceği bir başucu kitabı niteliğinde Küçük Prens. Hatta eminim ki benim gibi tekrar tekrar dönüp okuyanlar çoktur. Yazar Saint Exupéry tarafından yıllar önce kaleme alınan kitap çizgi romanıyla şimdi de Yapı Kredi Yayınları'nda. Öyle ki Küçük Prens’in maceraları hiç bitmiyor.  Kahramanımız en son dört yanardağını ve gülünü arkada bırakarak küçük mü küçük dünyası asteroid B612'den ayrıldıktan sonra evrende dolaşmaya başlamış, çeşitli maceralara atılmıştı. Kendisininki kadar küçük başka gezegenlere gitmiş, bunların her birinde sonradan pek de hoşlanmadığını düşündüğü yetişkinlerle karşılaşmıştı. Bu yolculukların ardından dünyaya gelen Küçük Prens, burada gördüğü güllerden sonra evrendeki tek gülün kendisininki olmadığını anlamış, kendine birçok dost edinmiş, daha sonra asteroidine dönüp sevgilisine kavuşmuştu. Ancak Küçük Prens'in maceraları burada bitmedi… Yapı Kredi Yayınları'nda çizgi roman olarak yayımlanan yeni maceralarında Küçük Prens, bu kez özel bir görevle farklı gezegenlere gidiyor. Görevi ise kötücül yılanı durdurmak. Ancak yıldızlardaki ışıkları söndürerek evreni karanlığa gömmeyi kafasına koyan bu yılan, kolay lokma değil. Emeline ulaşmak için aşağılık taktikler kullanıyor. Küçük Prens ile arkadaşı Tilki Kepçe, yılanın peşine düşüp öteki gezegenlerde yaşayanların canlarını kurtarmaya çabalıyor. Bu görevi yerine getirirken Küçük Prens birtakım sıra dışı yeteneklerini de kullanıyor.
Elinizdeki bu kitapta Küçük Prens’in maceralarının ilk bölümü anlatılıyor…

Rüzgar Gezegeni adlı yeni macerada prensimiz, Tilki'yle bu gezegene geldiğinde bir şeylerin yolunda olmadığını hissediyor. Adını Yunan mitolojisindeki rüzgar tanrısından alan rüzgar şehrinin yöneticisi Eolüs'ün huzuruna çıkan Prens ve Tilki, ona yılandan ve onun aşağılık planlarından söz ediyor.  Ama Eolüs onları pek ciddiye almıyor. Bunun üzerine Küçük Prens ile Tilki kendi araştırmalarını yürütüyorlar.  Acaba Küçük Prens'in düşündüğü gibi bu işin altından da yılan mı çıkacak? Küçük Prens'in heyecan dolu dolu maceralarının sonunda Fransa'nın ünlü bir çizeri, kendi gözünden kısa bir Küçük Prens öyküsü anlatıyor. Bize ise tadını çıkarmak kalıyor…




Çocukluğunuza dönmek isteyeceksiniz
Aslında önümüzdeki aylarda kitap ekinde uzunca bahsedeceğim ama kitaplar o kadar şirin ve keyifli ki değinmeden edemedim. Nesil Yayınları'ndan çıkan Bir İnci Söz Seti'nden bahsediyorum... Nurefşan Çağlaroğlu'nun kaleme aldığı ve İlknur Solman'ın resimlediği dört kitaplık seriyi ilk gördüğümde çocukluğuma geri döndüm adeta. Renkli, sert, kuşe sayfaları, eğlenceli çizimleri, çantayı andıran görünümüyle kitaplar içinizde çocuk olma arzusunu yeniden canlandırıyor. Süt Fabrikası Möndi, Gülücük Fide, Piti'nin Yaprak Koleksiyonu ve Çıtıpıtılar Piknikte adlı dört kitapta heyecan dolu, birbirinden güzel hikayeler, sevimli çizimler minikleri bekliyor. Hikayeler okul öncesi çocuklara rahatlıkla okunabilir, ilkokul birinci ve ikinci sınıf öğrencileri ise kendileri okuyabilir. Süt Fabrikası Möndi'de anne kedi Mırnav ve arkadaşlarının yaşadığı bir deneyim anlatılıyor. Gülücük Fide'de kocaman bir çınar olmak isteyen fidenin öyküsüne dikkat çekiliyor. Piti’nin Yaprak Koleksiyonu'nda Sincap Piti, ödevi gereği ormana yaprak toplamaya gidiyor. Fakat şaşıp kalıyor. Yakıcı güneşin altında nasıl oluyor da Akasya ağacının yaprakları kurumuyor ve hala yemyeşil? Piti bunun peşine düşüyor ve hikaye de orada başlıyor. Çıtıpıtılar Piknikte adlı kitapta ise Tavşan Çıtıpıtı, arkadaşları ve ailesiyle pikniğe gidiyor. Okumadan geçmeyin!


29 Mart 2012 Perşembe

Yeni Çıkanlar Mart 2012

 




Yeni anne baba lazım
Ava, anne babasının kendisine sürekli  emir vermesinden bıkıp usanmıştı. “Yemeğini ye! Ödevini yap! Odanı topla!”  Bir gün okuldan eve dönerken,  yerde Anne Baba Dükkanı’nın el ilanını buldu. Belki de eskileri götürüp yeni bir anne baba almasının zamanı gelmişti... Francesca Simon’ın yazdığı 79 sayfa uzunluğundaki Anne Baba Dükkanı İletişim Yayınları’ndan çıktı.








Çevre bilinci bu kitaplarda
Banu Bozdemir çevre bilinci temalı kitaplarıyla okuyucularını bilinçlendirmeye devam ediyor. Bozdemir’in Kelime Yayınları’ndan çıkmış Köpük Ülkesi, Renkli Eldivenler ve Küçük Kar Tanesi isimli çevre bilincini macera öyküleriyle didaktik olmadan kazandırmayı amaçlayan kitaplarına yenileri ekleniyor. Duman Çetesi, Zamanda Yolculuk ve Dansçı Caretta isimli bu yeni üç kitap, insanların ve doğanın gözünden çevre sorunlarına işaret ediyor, bilinçli çocuk kahramanlarıyla bu sorunların üstesinden geliyor, okurlarına geleceğe dair umut ve güven aşılıyor! Kitaplar, Beyza Tükel tarafından resimlendi.






Uğurböceği ve salyangozun arkadaşlığı
Macar yazar Erika Bartos’un yazıp çizdiği, ilkokul öncesi yeni bir çocuk kitabı dizisinin,  Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk’un ilk kitabı Arkadaşlık, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Erika Bartos’un yalın ama ayrıntılarla bezeli çizimleri çocukların çok ilgisini çekecek. Kitabın konusu ise şöyle: Bir gün yere bir kiraz düşer. Kirazı Uğurböceği Sevecen bulur. Derken yanına Salyangoz Tomurcuk gelir. Küçük bir delikanlı olan Tomurcuk, kızımız Sevecen’e kirazı yerden kaldırıp el arabasına koyması için yardım eder. Ama daha sonra, kirazı bir türlü paylaşamazlar aralarında… Böylece birbirinden ayrılmayacak bir ikili olan Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk’un arkadaşlık hikayesi böyle başar.



 Arkadaşım ejderha

Can Çocuk’tan yepyeni bir dizi ve çok sevimli bir ilk kitap: Lumpi Lumpi: Arkadaşım Ejderha… Sempatik ve yaramaz, sevecen ama birazcık da alıngan, pullu mu pullu ve masmavi… Kim hayali arkadaş olarak böyle bir ejderha istemez ki? Giampi, salonlarındaki antika halıyı lekelediği için cezalıydı. Çok üzgündü ve hayali arkadaşını düşünüyordu. O kadar yoğun düşündü ki, hayali arkadaşı bir anda çıkıverdi karşısına. Ona Lumpi Lumpi adını verdi Giampi ve birlikte yeni bir halı aramaya koyuldular. Silvia Roncaglia’nın kaleme aldığı Giampi ile hayali arkadaşı küçük ejderha Lumpi Lumpi’nin maceralarının bu ilk kitabı, aynı zamanda Can Çocuk’un yeni dizisi “İlk Okuma Kitapları”nın da başlangıcı




                                                         


Okulla baş etmenin yolu

Şimdiden yaz tatilini mi özlediniz? Çocukların yaşamını karmaşıklaştıran konuları ele alan ve onlarla baş edebilmenin ipuçlarını sunan Nasıl Baş Etsem? dizisi, Okulla Nasıl Baş Etsem? kitabıyla devam ediyor… Roland Beller ile Bernadette Costa-Prades’in birlikte kaleme aldıkları ve Can Çocuk’tan çıkan kitapta, çocukların okullarıyla ilgili sıkıntı olarak gördükleri konular tek tek sıralanıyor ve birbirinden güzel ipuçları veriliyor.







En şanslı aile
Çağdaş Alman edebiyatının ödüllü yazarı Kirsten Boie, Arkana Bakma adlı gençlik romanından sonra, bu kez yazarlığa adım attığı ilk kitabıyla çocuk okurlarıyla buluşuyor. Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan ve bebekken Alman bir aile tarafından evlat edinilen Afrika kökenli Paule’nin okul ve ev yaşamından kesitler sunan Şanslı Aile adlı roman, çocuklukta “öteki” olmanın ağırlığını, yine çocuğun gözünden aktarıyor, ayrımcılık, farklılıklar, bulunduğu çevreye yabancılık hissetmek ve üvey annelik gibi zor temalarda düşündürüyor.













Orman kardeşliği adına
Söz dinlemeyen büyükler her yerde var! Söz dinlemedikleri gibi çevrelerine zarar da veriyorlar… Onlardan korunmak için yüksek karlı dağların ardına sığınan hayvanları ve ağaçları bile rahatsız ediyorlar. Havayı, suyu kirletiyorlar. Ömer Faruk’un çocuklar için yazdığı, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Defne Ağacı ve Orman Kardeşliği çevre kirliliğinin yarattığı sonuçları ve onlara itiraz eden hayvanların ve ağaçların heyecanlı maceralarını anlatıyor.









Üç kedinin dileği
Damda üç kedi: Piti, Pati ve Pus, sırtüstü uzanmış gökyüzünü seyrediyorlar. Peki ne bekliyorlar? Belki de bir dilekleri var yıldızlardan. Sara Şahinkanat’ın yazdığı, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Üç Kedi Bir Dilek’e resimleriyle Ayşe İnan Alican eşlik ediyor.










Bataklıkta dehşet var
Ripley’in İster İnan İster İnanma! serisinin yaratıcısı Robert Ripley’in eskiden yaşadığı yerde bulunan bu okula giden öğrencilerin ortak bir sırrı vardı. Sıradan insanlar gibi görünseler de, inanılmaz yetenekleri sayesinde, herkesi şaşırtmayı başarıyorlardı. Elektrik iletme yeteneği, insanüstü güçler ya da iklimi kontrol edebilme yeteneği Ripley Lisesi’nde okuyan öğrencilerin sahip olduğu yeteneklerden sadece birkaçıydı. Bu yetenekli çocukların en iyileri çok gizli bir casusluk okuluna davet edilirdi.
Serinin ilk kitabı olan ve Caretta Yayıncılık’tan çıkan Bataklıkta Dehşet’te Zia, Kobe ve Jack, Florida bataklıklarındaki sürüngene benzeyen tuhaf bir yaratıkla ilgili söylentiler RBİ’ye ulaşınca bu olayı araştırmak üzere nefes kesen bir yolculuğa çıkarlar. Ajanlar bu zorlu maceralarında esrarengiz olayların ardındaki sırrı çözebilecekler midir?











16 Şubat 2012 Perşembe

Yeni Çıkanlar


Looney Tunes karakterlerişişelerde!
Nestlé Pure Life, çocukların yeterli su tüketimini desteklemek ve çocuklara su içme alışkanlığı kazandırmak için Looney Tunes karakterli, eğlenceli ve renkli tasarıma sahip şişelerini piyasaya sundu. 
Çocuklar için özel hazırlanan Bugs Bunny ve Tazmanya karakterli, yeşil kapaklı şişelerle su içmek bir eğlence olacak. Çocukların su içmelerini keyifli hale getirerek evde, okulda, dışarıda yanlarından ayırmak istemeyecekleri Nestlé Pure Life’ın 0,33 litrelik şişeleri, pratik ve kolay taşınabilir oluşuyla beslenme çantalarında kolayca yerini alıyor.



Etkinlikler


Resim yapmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı
Hem yaratıcılıklarını sergilemek, hem de el becerini geliştirmek isteyen tüm çocukları, 18 Şubat Cumartesi günü Rahmi M. Koç Müzesi ve İstanbul Oyuncak Müzesi’nde düzenlenecek Faber-Castell atölyelerine davetli… Bu hafta sadece parmaklarınızı kullanarak boya yapmak mı istersiniz yoksa  kendi ağacınızı resmetmek mi? İşte etkinliklerin detayları...

Etkinlik: “Parım Parım Parmaklarım” Boyama Atölyesi 
Yer: Rahmi M. Koç Müzesi Eğitim Birimi / Fenerbahçe Vapuru
Tarih: 18 Şubat 2012, Cumartesi
Saat:11:00-12:00 
Yaş Grubu: 4-6
Etkinlik detayı: Rahmi M. Koç Müzesi Eğitim Bölümü uzmanları eşliğinde, 4 – 6 yaş arasındaki çocuklara özel etkinlikte ne kalem var ne fırça, tüm hüner parmaklarda… Çocuklar; Haliç’in güzel renklerini,  “10 parmakta 10 marifet” diyerek, sadece parmaklarını kullanarak rengarenk boyalarla kağıda yansıtacaklar.
*Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki “Parım Parım Parmaklarım” Boyama Atölyesi’ne katılmak için 0212 369 66 00 numaralı telefonları arayarak rezervasyon yaptırılması gerekmektedir. Atölye için kişi başı katılım ücreti 25TL’dir.

Etkinlik: “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Benim Ağacım” Resim Atölyesi 
Yer: İstanbul Oyuncak Müzesi
Tarih: 18 Şubat 2012, Cumartesi
Saat: 11:00-13:00
Yaş Grubu: 4-8
Etkinlik detayı: “Faber-Castell’le Hayallerim Atölyesi” kapsamında düzenlenecek atölyede; çocuklar, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Benim Ağacım” adlı tablosundan esinlenerek rengarenk boyalarla kendi ağaçlarının resmini yapacaklar. Çocuklar; bu eğlenceli resim atölyesi öncesinde ise müzeyi gezerek, mekanın masalsı dünyasıyla tanışacaklar. 

*Atölye çalışmasına katılmak için 0 216 359 45 50 - 51 numaralı telefonları arayarak rezervasyon yaptırılması gerekmektedir. Atölye çalışmaları müze ziyaretçilerine ücretsizdir. Müze giriş ücreti; tam bilet 8 TL, indirimli bilet 5 TL.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Yeni Çıkanlar




Yeşilin her tonu onda
Anneannesini çok seven Fatoş, ona yeni evinde arkadaşlık etsin diye yeşilin bütün tonlarını tüylerinde taşıyan güzel bir hediye alır. Evcil hayvanların satıldığı dükkana annesiyle birlikte gitmişlerdi. Yolda çok heyecanlıydı ama içeriye girer girmez hüzünlendi Fatoş. Oradaki hayvanlar hiç de mutlu görünmüyordu. Her biri, onları bu tutsaklıktan kurtaracak hayvan severleri bekliyordu. Ama bir muhabbet kuşunu görür görmez sevmiş, hemen ona ‘Yeşilcik’ adını yakıştırıvermişti. Yeşilin bütün tonları tüylerinde olduğundan, adını da kendi belirlemişti. Can Çocuk’tan çıkan Yeşilcik, Cemil Kavukçu’nun çocuklar için kaleme aldığı altıncı kitap. Kitabı resimlerinde ise Mustafa Delioğlu imzası var.







Anne diyebilir miyim?
“Tam karşısına geçti ve ilk kez terliğe baktı; farenin kocaman kulaklarını, uzun bıyığını ve parlayan cam gözlerini gördü. İlk gördüğü o olduğu için bu terlik onun annesi oldu. Ona sarıldı, burnunun üstüne kocaman bir öpücük kondurdu ve ‘Seni seviyorum anne,’ dedi. Tesadüfen yoldan geçen bir kunduz “tüylü”ye yardımcı olur; böylece terlik mi, yoksa başka bir şey mi olduğunu araştırmaya başlar…” Paola Mastrocola, Can Çocuk’tan çıkan Size Anne Diyebilir miyim? adlı romanında yılbaşı gecesi hızla giden bir kamyonun kasasından fırlayarak gözlerini bir terliğin içinde açan minik bir ‘tüylünün’, kimin yavrusu olduğunu bulma serüvenini anlatıyor.







Arkadaşlık da aile de bu kitapta
Necati Tosuner, Keleş Osman ve Arda’nın Derdi Ne? adlı sevilen çocuk kitaplarından sonra
yeni kitabı Dur Bakalım Petek’te bu kez apartman yaşamından, komşuluktan yola çıkarak hak ve özgürlüklere değiniyor. Gücünü yalın ve şiirsel dilinden alan ve Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan romanda, sevgiyle birbirine bağlı bir aile, arkadaşlık ve ilk aşk kıvılcımları okuru sarmalıyor. İlkgençlikte büyüklerin dünyasında var olmaya çabalamanın güçlüklerini hatırlatan kitap, anneyle kızı arasındaki sıcak diyaloglarla, yaşama karşı sağlam ama yumuşak duruşu ve düşündürdükleriyle gündelik yaşamı derinlemesine tartışmayı sağlayacak nitelikte.








Ay’ı kim çaldıysa getirsin
“Berk çok üzüldü. ‘İyi de...  Ay nerede öyleyse?’ dedi. ‘Bu akşam hiçbir yerde görünmüyor.’
‘Gökyüzüne bak! Hiç yıldız görebiliyor musun?’ diye sordu Baykuş. ‘Şey, hayır,’ dedi Berk.
‘Çünkü bu gece hava bulutlu,’ diye açıkladı Baykuş. ‘Hava bulutlu olduğu zaman, Ay ve yıldızlar saklanır, ama bulutlar gider gitmez, hepsi yine ortaya çıkar. Merak etme.” Berk, geceleri gökyüzünü pırıl pırıl aydınlatan Ay’a hayrandır. Ay’a bakarak uykuya dalarken güzel hayaller kurar. En büyük hayali de astronot olmaktır. Ama bir gece, bir de bakar ki, gökyüzü bomboş, Ay’ın yerinde yeller esiyor. Büyük bir üzüntüye kapılan Berk, Ay’ı birilerinin çaldığını düşünüp aramaya koyulur. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Ay’ı Kim Çaldı?, Helen Stratton-Would’un ilk kitabı. 1972 doğumlu Stratton-Would, Fransızca ve Rusça Uygulamalı Dilbilim bölümünden mezun oldu. Evli ve Bertie adında bir oğlu var. Oğlu aynı zamanda kitabın da başkarakteri. 




Bidi’nin maceraları
Küçük fare Bidi, çiftlikteki bütün hayvanları eğitmişti: Kazları, kedileri, atları, köpekleri, hatta örümcekleri ve deredeki balıkları bile… Ama en büyük hayali kaplan terbiyecisi olmaktı. Tabii bu mümkün değildi. Derken bir gün kasabaya bir sirk geldi ve… Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Küçük Fare Bidi’nin bu çok renkli hikayesini Feridun Oral yazdı ve resimledi. Kitaptan bir bölüm okumaya ne dersiniz? “Bidi hemen yatağından fırladı, hızla giyinip kuşandı. Sirkin kurulduğu çayıra koştu. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Doğru tahmin etmişti. Kaplanın ayak izleri henüz silinmemişti. Belli ki ormanda saklanmıştı. Sessizce ormanda ilerlemeye başladı, kırbacını şaklatıp kaplana seslendi. Kaplan birden kükredi, koşarak yanına geldi. Ne de olsa eğitimliydi.”


Üzüm satan kediler
balık satan köpekler
Filiz Özdem, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Rosros ile Zenzen – Üzüm satan kedileri ve balık tutan köpekleri’nde, çocukların ve büyüklerin dünyasında ortak bir duygu, yalnızlık üzerine bir masal anlatıyor. Rosros Efendi kendi yalnızlığına gömülmüş, evinden bile çıkmayan, kedileri Pıtpıt ile Çıtçıt’tan başka yoldaşları olmayan, insanlarla görüşmedeği için sadece kedidilinde konuşabilen biri olup çıkmış. Zenzen Hanım da ona benzer bir hayat sürmekte. Onun da köpekleri Bitbit ile Gitgit’ten başka kimsesi yok ve o da insanlarla sadece köpek dilinde konuşabilen biri olmuş. Üstelik kediler ve köpekler, onların bütün bakımını, evin geçimini de üstlenmiş, haliyle onlar da dışarıda insan dilinde konuşur olmuştur. Derken bir gün, kaderlerine başkaldıran ve kitabın gizli kahramanları olan Pıtpıt ile Çıtçıt ve Bitbit ile Gitgit sayesinde Rosros ile Zenzen’in hayatları kesişir…  Rosros ile Zenzen’in hikayesi mutlu sonla bitiyor bitmesine; ama onlar, masalların ortak kaderini sürdürerek, alışılageldiği üzere hem aşka, hem zenginliğe, her şeyiyle pırıltılı ve görkemli bir hayata yelken açmıyorlar.



Uğurböceğinin bitmeyen merakı
Bir gün Meraklı Uğur adında bir uğur böceği minicik boyuna, narin kanatlarına bakmadan büyük işlere kalkıştı. Sırtına çantasını, boynuna fotoğraf makinesini taktı, dünyanın dört bir yanını dolaşmaya çıktı. Önce fille karşılaştı. “Arkadaşım olmadan su bile içmem!” diyen fil ağabeyinden paylaşmayı öğrendi. Fil, Meraklı Uğur’a kilometrelerce uzaktaki suyun sesini nasıl duyabildiğini anlattı.Meraklı Uğur ormandan ayrılıp kutuplara doğru uçtu. Orada bir penguen ailesiyle tanıştı. Kutuplardan sonra biraz da okyanuslara bakmaya karar veren Meraklı Uğur, bu sefer de yunusların misafiri oldu. Okyanustan sonra ise yolu balta girmemiş ormanlara düştü. Günde tam 19 saat uyuyan aslanla orada karşılaştı. Aslan ailesiyle ilgili her şeyi öğrendikten sonra bu sefer zürafaların yanına uçtu Meraklı Uğur. Ardından ise minik sevimli bir arkadaş edindi. “Yazın biriktirmezsem kışın aç kalırım!” diyen sincaptan “tutumlu olmayı” öğrendi. Meraklı Uğur tanıştığı her yeni arkadaşının hem hikayelerini yazdı, hem de fotoğraflarını çekti. Her hikaye Zeynep Sevde Paksu’nun kaleminden çıktı, Derya Işık Özbay’ın fırçasıyla boyandı, anlattığı hayvanın şeklini alıp birbirinden güzel kitaplara dönüştü. Çocuklar hem eğlensin hem okusun diye rengarenk Meraklı Uğur serisi Nesil Çocuk Yayınları’ndan çıktı.

 

O artık çıtı pıtı değil
Bir kedi düşünün, henüz bir kedi olduğunun bile farkında değil. Bütün dünyayı yaşadığı o küçük evden ibaret sanan ve hayatını mama kabıyla minderi arasında, sorgulamadan yaşayan minik bir ev kedisi hayal edin. Ta ki kargaların başkanı Nit’le tanışana kadar… Kahramanımız için yaşam eskisi kadar basit olmayacaktır artık. Çıtı, Nit ile öğrenmeye, öğrendikçe merak etmeye, merak ettikçe daha fazla öğrenmeye ve hayatını sorgulamaya başlar. Dış dünyaya olan merakı ve keşfetmeye duyduğu istek artınca bir plan yapar ve kimseye fark ettirmeden evden kaçar. Bakalım başına neler gelecek? Renan Özdemir’in yazdığı Çıtı Pıtı Bir Kedi Olmak İstemiyorum Kelime Yayınları’ndan çıktı.










Aslı'nın Köşesi


Susam Sokağı'ndan Cik!'e yolculuk...


Susam Sokağı'nı hatırlar mısınız? Çocukluğumun en güzel televizyon programlarından biriydi. Son zamanlarda sık sık gündeme gelen 'eğlenirken öğrenmeyi' en güzel deneyimlediğim programdı Susam Sokağı... Kırpık, Edi ile Büdü, Kurabiye Canavarı vardı. Ama aralarında en unutulmazı dev gibi cüssesiyle Minik Kuş'tu. Turuncu renkli tüyleri, sevimli ses tonu ve iyimserliğiyle neredeyse tüm çocukların  kahramanı olan Minik Kuş benim de vazgeçilmez karakterimdi.
Ama şimdi Susam Sokağı'nı, çocukluk anılarımı bir kenara bırakayım. Hatta siz de bir süreliğine tüm bildiklerinizi unutun ya da en azından unutmuş gibi yapın. Çünkü sizi bambaşka bir Minik Kuş ile tanıştıracağım.
Bebeğe benzeyen, peşinde dört kişinin bulunduğu bir Minik Kuş hayal edin. Dürbünlü adam, karısı, uçmak isteyen bir çocuk ve ülkenin en ünlü kurtarıcısı... Tüm bu sıradışı öyküyü anlatan ise Hayykitap'tan çıkan Cik! adlı bir kitap. Kanatlı tuhaf bir kuş bebekle birlikte onların da değişen hayatlarını anlatan Cik!, sevgi, aile, özgürlük, arkadaşlık, dayanışma üzerine de sözü olan çağdaş bir klasik aslında. Yayımlandığı ülkelerde çok severek okundu, ödüller aldı; tuhaf, sıradışı, komik ama sevgileri, korkuları, hayalleriyle bir o kadar da sıcacık kahramanlarıyla unutulmazlar arasına girdi. Hollandalı şair-yazar Joke van Leeuwen’ın yazdığı kitap Türkiye'de de yayımlandıktan sonra gerek hikayesi gerekse eğlenceli anlatımlarıyla en çok okunanlar arasında.

İnsan mı kuş mu?
“Üç çizgi alın. Hafifçe bükün onları. Uçlarından birbirine yanaştırın. İşte size bu öykünün başladığı yer...” “Günlerden bir gün, dürbünüyle kuş gözlemeye çıkan Warre, çalılıkların dibinde yatan tuhaf görünümlü minik bir şeye rastlar. Onun bebeğe benzeyen bir kuş mu, yoksa kuşa benzeyen bir bebek mi olduğunu bir türlü kestiremez. Çünkü bu miniğin kanatları vardır! Warre kuş bebeği alıp evine götürür; karı-koca ona çok bağlanırlar, onu sıradan bir kız çocuğuymuş gibi eğitmeye, terbiye etmeye çalışırlar. Önceleri sadece "cik" sesi çıkaran kuş bebeğe birkaç kelime öğretirler ama, işler hiç de istedikleri gibi gitmez...” İşte böyle başlıyor Cik!'in ilk satırları. Ve daha ilk andan itibaren renkli olduğu kadar absürd bir kitabı okuduğunuzu hissetmeye başlıyorsunuz. Sayfalar arasında hızla ilerlerken yavaş yavaş Minik Kuş ile tanışmaya başlıyorsunuz. O aslında tıpkı bir insana benzeyen ama bir yandan kanatlarıyla da kuşu andıran biri. Yeni yeni ötmeyi hatta konuşmayı, yemek yemeyi, uyumayı, uçmayı öğreniyor Minik Kuş. Öyle ki onu bulan aile onu bebek arabasında bile taşıyor.
Satırlar arasında ilerlerken bir yandan da insanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıklara dikkat çekiliyor kitapta. Onu sahiplenenler bir yandan uçamadıkları için hayıflanırken diğer yandan yetenekleri ölçüsünde piyano çalabildiklerini, dans edebildiklerini düşünüp şanslı olduklarını hissediyorlar. Ardından ise bir bebeğin gelişimindeki gibi Minik Kuş'un maceraları başlıyor. Cik!'in tamamını burada anlatacak, aktaracak değilim elbette. Ama oldukça renkli bir kurgusunun olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Bu yüzden de temposu hiç düşmüyor, okurken sıkılmak yerine 'Acaba şimdi ne olacak' diye merak ediyorsunuz. Sonlarına doğru ise hiç bitmesin diye üzülmeye bile başlıyorsunuz.
Cik!'te herşey güzel hoş ama eleştirebileceğim tek nokta çizimler olacak. Elbette hitap ettiği yaşa göre çizimler çok iyi. Ama biraz daha kolay anlaşılır ve sevimli olması kitabı daha çekici kılabilirdi. Ama Cik! Sadece eğlenceli, absürd kurgusuyla bile ilgi çekmeye yeter. Bu arada Cik!'i okurken Susam Sokağı'ndaki Minik Kuş'u da anımdamadan geçmeyin...

Çocuklar için Shakespeare
Bu ay köşemde yer vermek istediğim bir başka kitap ise Çizmeli Kedi Yayınları'ndan... Shakespeare'i nasıl bilirsiniz, tanırsınız? İngiliz şair ve tiyatro yazarı William Shakespeare'in yazdığı Romeo ve Juliet, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Hamlet bildiğimiz birkaç oyunundan biri. Onun oyunları dilden dile çevrildi, sahnelendi dört bir yanda. Yüzlerce, binlerce kitap yazıldı her bir oyunu hakkında. Peki Shakespeare'in uyarlamalarının ilk kez çocuklar için buluştuğunu söylesem ne dersiniz? Türkiye’de ilk kez Çizmeli Kedi Yayınları tarafından okurlarla buluşturulan Çocuklar İçin Shakspeare Uyarlamaları sayesinde bu ölümsüz eserleri çocuklar da erken yaşta okuma şansı bulacaklar. 17 kitaplık Çocuklar İçin Shakespeare Uyarlamaları'nın ilk altı kitabı Çizmeli Kedi Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Diğer kitaplar ise 2012  bitmeden raflardaki yerini alacak.
Hamlet, Romeo ve Juliet, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Antonius ve Kleopatra,Venedik Taciri, III. Richard çocuklar için uyarlanan ilk altı kitap. Bu kitapların kısa kısa tanıtımları ise şöyle:
Hamlet, belki de dünyanın en büyük eseri... Danimarka krallığında geçer bu unutulmaz trajedi. Karların arasında görünen, babasının yüzü mü sahi? Hamlet bulabilecek mi yalanların ardında saklı gerçeği?
Romeo ve Juliet, kabul edilemez bir suçun kurbanları... Birbirlerini sevmekti belki tek kusurları… Acaba aileleri ne diyecekler bu işe? Romeo kavuşabilecek mi biricik Juliet’ine?
Bir Yaz Gecesi Rüyası, çok eğlenceli bir komedi! Periler Kralı Oberon’du aslında karıştıran her şeyi. Biricik eşini kıskanınca, bir büyü yaptı; ona ders vermekti niyeti... Lakin bu büyü etkiledi hiç hesapta olmayan pek çok kişiyi…
Antonius ve Kleopatra, tarih kitaplarından öğrendiğimiz iki kişi. Biri Romalı bir komutan, diğeri Mısır kraliçesi... Antonius, Kleopatra’yı öyle büyük bir bağlılıkla sevdi ki... Ne şan şöhret, ne para… Arkasında bıraktı her şeyi...
Venedik Taciri, kendini beğenmiş bir tüccarın hikâyesi… En yakın arkadaşına yardım etmek niyeti… Para aldığı kişi ise açgözlü bir tefeci… Borcunu ödeyemeyince, mahkemede arar çareyi… Canını kurtarabilecek mi bizim kibirli beyefendi?
III. Richard, sanki dünyaya kötülük yapmaya gelmiş gibi… Ülkesini yönetmek için kalmamış canını yakmadığı biri… Türlü entrikalarla geçmiş ömrü, yokmuş çevirmediği dolap. Bundan mı acaba, en çok sahnelenen oyunlar arasında yeri?
Bence Shakespeare Uyarlamaları'nı okumadan geçmeyin...