23 Ocak 2014 Perşembe

Yeni Çıkanlar


İtalyan Edebiyatının Dünyaca Ünlü Ustasının Kaleminden İtalyan Masalları Seçkisi


İtalyan Masalları İtalyan halk masalları geleneğinin hazinesini içermektedir. Italo Calvino’nun bu muazzam eserinden çocuklar için yaptığı bir seçki Büyülü Kuş, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Bu seçkide korku masallarından kurnazlık üzerine masallara, acıklı masallardan güldürü masallarına geçiliyor. Anlatıcı Calvino’nun eşsiz sesiyle masalın gizemli işleyişinin içine dalıyor, karakterler ve harikalar alayına katılıyoruz.


Kitabın resimleri ise İtalyan sanatçı Emanuele Luzzati’ye ait. 1921’de Cenova’da dünyaya gelen Luzzati aynı şehirde, 2007 yılında hayata veda etti. Luzzati, ırkçı yasalar yüzünden 1940 yılında ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Lozan’da Güzel Sanatlar üzerine öğrenim gördü. Voltaire’in Candide’inden, Collodi’nin Pinokyo’suna,  Carroll’un Alice’ine kadar pek çok kahramanı resimledi. Tiyatro kurdu, sergiler açtı, çizgi filmler hazırladı. 1995’te Ubu Ödülü’nü, 2005’te Andersen Ödülü’nü aldı. Hayal gücünün zenginliği, kendisine özgü ifade biçimiyle çağın en sevilen sanatçılarından biri oldu, uygulamalı sanat alanında bir usta olarak değerlendirildi. 

Yeni Çıkanlar

Hikâye Ormanı
Acı Gerçeklerden, Tatlı Hikâyelere Kaçmak İsteriz Bazen... Ünlü İtalyan yazar Angela Nanetti’den: Hikâye Ormanı

Ünlü İtalyan yazar Angela Nanetti, Yapı Kredi Yayınla’ndan çıkan Hikâye Ormanı kitabının arka planında, hassas bir dille aile içindeki şiddeti anlatıyor. Bitpazarında görüp mavi gözlerine hayran olduğu tilki postunu yalvara yakara annesine aldıran Agata, farkında olmadan, kendisine şahane bir arkadaş bulmuş olur. Aslında Tilki de, küçük kızın annesi gibi şiddetten payını almış, avcılar yüzünden canından olmuştur. Annesinin gözyaşlarını dindiremeyen, onun derdine derman olamayan Agata, Tilki yoldaşının içini doldurtarak, ayaklarının altına tekerlek taktırarak onun ayaklarının üzerinde durmasını sağlar. Bu arada, Tilki’nin anlattığı hikâyelerle kendisi için de sığınacak güzel bir dünya yaratmış olur. Tilki’nin, “Sana bir orman hikâyesi anlatsam!” teklifi küçük kızın önünde yeni bir dünyanın kapısını açar. Tilki bir sürü hikâye bilmektedir, çünkü eskiden yaşadığı yer Hikâye Ormanı’dır. Orada, dallardaki örümcek ağlarından, bitkilerin köklerine, çiçeklerin ve ağaçların yaprakları üstünden su çukurlarına kadar her yer hikâyelerle doludur. Ormanda kimse hikâye yazmayı bilmez, sadece anlatmayı bilir.

Angela Nanetti bu küçük boyutlu kitabında, aslında büyük meseleleri konu ediyor. Kitabın arka planında, sadece insanın insana uyguladığı şiddeti değil, insanın hayvana uyguladığı şiddeti de konu ediyor. Filiz Özdem’in çevirdiği, Brunella Baldi’nin resimlediği bu kitap, ön planda yaraların sarılmasına tanıklık ediyor. 

Yeni Çıkanlar


Zuzu Çöplükte
Zuzu’nun maceraları devam ediyor...

Zuzu’nun Ormanı, Zuzu ile Uykucu Baykuş kitaplarından sonra Zuzu bu defa çöplükte eşiniyor. Neden mi? Kedi arkadaşları çatıdan kitaplarını çöpe düşürünce, koşa koşa ondan yardım istemeye gelirler. Çöpçülerin kitabı kamyona atıp götürdükleri çöp dağının önünde Zuzu ve arkadaşlarını çok iş beklemektedir. Kitaplarını arayan yoldaşlar, beklenmedik, yeni arkadaşlarla tanışırlar. Eski kitaplar, şişeler, giysiler... daha neler neler... Canı sıkılan bütün bu atıklar, Zuzu’nun ve arkadaşlarının yardımıyla hayata geri döner...

Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Zuzu Çöplükte kitabını Görkem Kantar Arsoy yazdı, Simeon Tennant resimledi. 

26 Aralık 2013 Perşembe

Haber

 70 yaşında bir Küçük Prens







İlk kez 1943 yılında basılan ve hep ‘küçük’ kalmayı başaran Küçük Prens 70’inci yılını özel bir baskıyla kutluyor. Tüm dünyada kutsal kitaplar dışında en fazla dile çevrilen eserlerin başında gelen Küçük Prens zamanla bir fenomen haline de geldi. Tiyatro oyunundan çizgi filmine pek çok sanat eserine uyarlanan Küçük Prens’e çocuklar kadar büyükler de hayran.


Sahra Çölü’ne düşen bir pilot ve B-612 adlı asteroitten gelen bir prens… Bu ikili karşılaşır ve aralarında diyaloglar gelişir. Sonunda da tüm dünyada en çok satılan kitaplar arasında yer alan Küçük Prens ortaya çıkar. Kitabın yazarı Antoine de Saint- Exupéry adlı bir Fransız. Yazarlığının yanı sıra pilot da olan Exupéry 1935’te yaptığı hız rekoru denemesinde Sahra Çölü’ne düşmüş, dört gün sonra bir Bedevi tarafından kurtarılmış. Exupéry, kazadan kurtulmuş kurtulmasına ama bu, onda büyük bir iz bırakmış. Kazanın etkisiyle kaleme alınan ve 1943 yılında basılan kitap bu yıl 70’inci yaşını kutluyor.
Şimdiye kadar neredeyse tüm dillere çevrilen ve dünya edebiyat klasikleri arasında yer alan bu eser bir kitaptan daha fazlası oldu ve fenomene dönüştü. Kartpostalları, filmi, tiyatrosu yapıldı, aksesuarları hazırlandı, sergisi hatta müzesi açıldı. Bugünlerde 70’inci yıla özel basılan Küçük Prens kitabı fanatiklerini çok mutlu edecek. Çünkü içinde hiç yayımlanmamış bölümler, yazarın kendi orijinal çizimleri ve makaleler yer alıyor.

GÖLGESİNE YASLANDIĞIM BİR AĞAÇ GİBİ
Şimdiye kadar pek çok yayınevi tarafından farklı baskıları hazırlandı Küçük Prens'in 70’inci yıl özel baskısı Mavibulut Yayınları tarafından yayınlandı. Küçük Prens'in Güzel Hikayesi adıyla basılan kitabın metin çevirmenliğini müzisyen ve çevirmen Sumru Ağıryürüyen yapmış. Aslında o da bir Küçük Prens hayranı. 20'li yaşlarındayken Küçük Prens ile tanışan Ağıryürüyen, farklı zamanlarda kitabı tekrar tekrar okumuş: “2000'lerin başında müzisyen Tolga Yenilmez ile sesli-müzikli kitap halinde yorumlamıştık. Yayınlanmadı ama o da derin bir okuma haliydi. Şimdi de Konjo adlı grubumuzla metin üzerinden müzikli bir proje hazırlıyoruz. Bu da yepyeni bir kavrama, okuma süreci benim için. Çok heyecan verici. Ben zaten bir süredir farklı yayınevlerinde çocuk kitapları çevirmenliği yapıyordum. Küçük Prens'i çevirmem teklif edilince şaşırdım ve çok mutlu oldum. Kısacası Küçük Prens her zaman bir şekilde yanımda oluyor.”
Küçük Prens bir çocuk kitabı olmasına rağmen çocuklar kadar yetişkinlerin de ilgisini çekiyor. Ağıryürüyen de onlardan biri. Küçük Prens'in bir çocuk kitabı olduğunu hiç düşünmediğini belirten Ağıryürüyen, eserin zaman zaman kendi iç sesi olduğunu anlatıyor: “Kitabın tümü uzun ve tek bir cümle gibi tınlıyor içinde. Küçük Prens insan olmanın çeşitli hallerine hem içerden hem dışardan bakıyor. Dili çok güçlü, tıpkı masallardaki gibi. Siz büyüdükçe farklılaşan, aynı zamanda sizi büyüten kitap. Birçok güçlü edebiyat yapıtından farkı da bu. Doğduğunuzda dikilmiş, zaman zaman gölgesinde serinlediğiniz, gövdesine sarıldığınız bir ağaç gibi, yaşam boyu sizinle olabiliyor. 70’inci yıl nedeniyle çıkan kitapta çok güzel değerlendirmeler var. Yılanla sohbet kısmı kitapta en sevdiğim bölüm.”


Modern bir masal
Küçük Prens'in büyük fanatikleri sadece kitapları okumakla yetinmiyor, koleksiyonlara da imza atıyor. Bu isimlerden biri de 39 yaşındaki uzman biyolog Yıldıray Lise. Lise, Küçük Prens ile üniversite yıllarında tanışmış: “Evrensel değerleri anlatan modern bir masal olduğu için çok ilgimi çekti. Beni belki de en çok tilki ile olan sohbet etkilemiştir. Dünyayı ve insanları daha iyi tanımak için en güzel modern edebiyat ürünü. Masallarda bize anlatılan her şey var. Her okuyuşumda farklı tatlar alıyorum. Aslında küçüklerden çok büyüklere yazılmış bir kitap. İçinde dostluk ve umut var. Evrensel değerleri çocuk diliyle anlattığından büyüklerin de gönlünü çalıyor.”
450’den fazla kitabım var
Yıldıray Lise, Küçük Prens'i öyle sevmiş ki 2008'de bir koleksiyon oluşturmuş. Lise, kutsal kitaplar dışında tüm dillere çevrilen birkaç eserden biri olan Küçük Prens’in farklı dillerdeki kopyalarını biriktirmiş: “Şu an koleksiyonumda 184 farklı dil ve lehçeden kitap örneği var. Ayrıca Türkçe 74 farklı baskı var elimde. Üç boyutlu ve mini kitap örnekleri de var. Toplamda ise 450’den fazla Küçük Prens kitabım var. Bu kitaplarla Ankara’da bir sergi açtım. Benim için en değerlisi ise kapağında siyahi bir Küçük Prens’in olduğu, Mali’de konuşulan Bambara diliyle yazılan versiyonudur. Bir de Facebook'ta ‘Küçük Prens Dostluk Platformu’ adlı bir grubumuz var. Amacımız müze kurmak.”


Güney Kore’de mahallesi var

·        Küçük Prens’in yazarı bir Fransız olmasına rağmen kitap 1943 yılında önce New York’ta yayımlanmış. Fransa ise kitabı 1946’da, yazarın ölümünden sonra karton kapaklı bir baskıyla yayımlamış.
·        Küçük Prens 20’nci yüzyılın en çok çevrilen edebiyat eserlerinden biri olarak gösteriliyor. 239 farklı dil ve lehçede basılmış.
·        Kitap aynı zamanda tüm dünyada satış rekorları kıran yayınlar arasında. Şimdiye kadar tüm dünyada 140 milyondan fazla satıldığı iddia ediliyor.
·         Küçük Prens’in Türkiye’de 106 farklı baskısı var.
·        Bu kadar çok sevilince Küçük Prens ile ilgili birçok sanat dalında eserler ortaya çıkmış. Küçük Prens'in opera, tiyatro, bale, buz dansı gösterisi, film, çizgi film, çizgi romanı yapıldı. Türkiye’de de Nihat İleri ve Laçin Ceylan’ın rol aldığı bir tiyatro oyunu sahneleniyor.
·        Küçük Prens'in Japonya ve Brezilya’da birer müzesi var. Güney Kore’de Küçük Prens için bir Fransız mahallesi kurulmuş.  

·        Paris’te ‘Küçük Prens Butiği’ bulunuyor. Burada anahtarlıktan tişörte, bardaktan saate, atkıdan nevresim takımına her şey var. 

12 Aralık 2013 Perşembe

Yeni çıkanlar


İyi fotoğrafçı dikiş makinesiyle de fotoğraf çeker!

Dünyaca ünlü “foto muhabiri” Ara Güler’in yaşam öyküsünün anlatıldığı “Ara Güler-İyi Fotoğrafçı Dikiş Makinesiyle de Resim Çeker” okuyucuyla buluştu. Muharrem Buhara’nın yazdığı kitap, çıkışından kısa süre sonra ikinci baskısını yaptı.

Sessiz sinema makinesini sesli hale getiren, hatta sinema sevdası yüzünden yangınlar çıkaran, sandalına “Pırasa” adını veren, yani bizim bildiğimizden farklı bir Ara Güler’i anlatan kitap, 16 Ağustos 1928’deki doğumundan başlayıp bugünlere uzanıyor.
İkinci Bahar, Süper Baba, Sıla gibi dizilerde öykü ve tretman yazarı olarak da görev alan Muharrem Buhara, çocuklar için yazmaya 1982 yılında tiyatro oyunlarıyla başladı. İlk kitabı 1998’de yayımlanan Muharrem Buhara, IBBY (International Board on Books for Young People) Onur Listesi’ne alındı.

İşte size kitaptan bir bölüm:

“Küçük Ara’nın kafasındaki plan şudur: Ankara Ekspresi önünden geçerken o da hemen geliş yönündeki rayların üzerine yatacak ve istasyona yaklaşan trenin nasıl fren yaptığını; demir tekerleklerden nasıl kıvılcımlar çıktığını; koca bir trenin nasıl durduğunu görecektir. Kusursuz bir plana benzemektedir. Nihayet Haydarpaşa’dan gelen tren uzakta görünür.”

Yeni Çıkanlar


Küçük beyaz yarasanın
sürprizli keşif yolculuğu!

3-8 yaş aralığındaki minikler için çok keyifli bir tavsiyem var: Rengini Arayan Pudra. Resimlediği çocuk kitaplarıyla her yaştan okuru büyüleyen ve 2006 yılında 5 Çocuk 5 İstanbul adlı kitabıyla, illüstrasyon dalında Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu (IBBY) Onur Listesi’ne seçilen illüstratör ve yazar Betül Sayın, bu yeni kitabında okuru keşiflerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Beyaz bir yarasanın, fiziksel farklılığından dolayı kendini yalnız hissetmesini ve sorun olarak gördüğü beyazlığına çare arayışını konu edinen kitap, güçlü desenleri ve duru diliyle tüm zamanları kucaklayan bir dünyanın kapısını aralıyor. Fiziksel bir farklılığa sahip olmanın çocuk yaşamına getirdiği yükü ve çocuğun bu yükle başa çıkmak için kendince ürettiği yöntemleri ele alan kitapta, desenler ve kelimeler; mizahın, keşiflerin ve umudun taşıyıcısı oluyor. Köstebek Kuki adlı kitabı, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılının En İyi Resimli Öykü Kitabı seçilen Sayın, bu kitabında da hem masalsı hem de gerçekçi bir dünya yaratmayı başarıyor. Rengini Arayan Pudra, çocukların desenlerin arasında dolaşıp kendi öykülerini yaratmaktan zevk alacakları, büyükleriyle birlikte okumaktan da çok hoşlanacakları bir kitap.
İşte size tadımlık bir bölüm:
Arkadaşlarından çok farklıydı Pudra. O bembeyaz bir yarasaydı. Arkadaşları gibi olmak için neler denemedi ki: Karga tüyleri taktı üstüne, dumanların arasında dolaştı. Ama çare bulamadı beyazlığına. Bir gün, kendi gibi beyaz arkadaşlar bulmak uğruna evinden uzaklara uçtu. Bu yolculukta neler neler geldi Pudra’nın başına... 

19 Kasım 2013 Salı

Yeni Çıkanlar




KÜÇÜK PRENS YENİDEN ARAMIZDA
Sizi bilmem ama benim en sevdiğim kitaplardan biridir Küçük Prens. Antoine de Saint-Exupery tarafından New York'ta bir otel odasında yazılan ve yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam eden Küçük Prens bu yıl 70 yaşına giriyor. Bu nedenle özel bir yıldönümü baskısı okumaya ne dersiniz?
Tüm dünyada aynı anda yayımlanan bu özel basımda Küçük Prens'in tam metni, yayımlanmamış bir bölüm, Exupery'nin taslak çizimleri, kitabın yazılış hikayesi, makaleler, anılar ve edebiyat dünyasından ünlülerin değerlendirmeleri yer alıyor.
Küçük Prens'in 'gezegenine' yaptığımız keşif yolculuklarında bize kılavuzluk edecek bir kaynak var artık elimizde! Onun dünyasına farklı gözle bakmamızı, onu daha iyi anlamamızı sağlayacak bu kitap. Mavibulut Yayınları'ndan çıkan Küçük Prens'in Güzel Hikayesi'ni sakın kaçırmayın! Bu kitap mutlaka kütüphanenizde yer almalı...

18 Kasım 2013 Pazartesi

Yeni Çıkanlar


"HAYIR" DİYEBİLME HAKKI!

“Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinin 24. kitabı, çocukların da hayır deme hakkına dikkat çekiyor. 

Gündelik yaşamdan zengin örneklerle felsefeyi hayatın içine yerleştiren “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinin 24. kitabı, küçük ve büyüklerin söz ve eylem haklarının sınırlarını tartışıyor. Yazar Brigitte Labbé, küçük olmanın her şeyi kabullenmek anlamına gelmediğini ifade ederken, çocukların güvenle büyümesi için yetişkinlerin koyduğu kısıtlamaların gerekliliği üzerine düşündürüyor. Kitap, büyümek için zamana ve deneyime ihtiyacı olan küçüklerin, kendi haklarını koruyarak ama aynı zamanda bazı karar ve eylem anlarında desteğe ihtiyaç duyduklarını benimseyerek, yetişkin bir birey olma yolunda nasıl ilerleyeceklerini anlatıyor. Küçük ve büyük olmanın anlamını, özgürlükler, haklar, kısıtlamalar ve hayaller çerçevesinde etkileyici ve sade bir dille sorgulayan kitap, Jacques Azam’ın esprili çizimleriyle renklenerek, çocuk ve yetişkinlerin birlikte okuyabilmeleri, tartışabilmeleri ve hayatı birlikte düşünebilmeleri için fırsat yaratıyor.

“Büyük olmak” ve “küçük olmak” ne anlama gelir? Kesin olan, her büyük bir zamanlar küçüktür ve her küçük de büyüyecektir. Sonra bir gün, sonsuza dek büyük, yani “yetişkin” oluruz. Bir yetişkin, yalnızca daha büyük biri değildir; o bundan sonra hep büyüktür. Ancak büyük olmak, her şeyi yapma hakkını da, gücünü küçükler üzerinde kullanma hakkını da vermez bize...


SIRADIŞI CANLILARI KEŞFEDELİM
Hangi hayvan hem Everest Dağının tepesinde, hem denizin 3000 metre altında, hem de arka bahçenizde yaşar? Hangi hayvanın kakası küp şeklindedir? Hangi hayvan dev bir yengeç kılığına girebilir? Meraklı okuyucuları, amatör zoologları ve komik görünüşlü hayvanlara gülen herkesi işte bu büyüleyici bilgiler ve daha pek çoğu bekliyor.

Michael Hearst'in kaleme aldığı ve Redhouse Yayınevi tarafından Gözalıcı bir tasarım ile hazırlanan kitapta memelilerden tek hücrelilere kadar her hayvan türünden, size “vay canına” dedirtecek canlılar tanıtılıyor. Her bir hayvanın yaşam alanı ve büyüklüğü gibi ansiklopedik bilgiler, Michael Hearst’ün esprili diliyle birleşiyor ve kitap, yediden yetmişe tüm okurlar için keyifli bir okuma haline geliyor. Bu sıradışı canlıların, hayali yaratıklar değil de gerçek hayvanlar olduğuna inanamayacaksınız!
 






Her Güne Bir Deney
Hayalet mürekkep nasıl yapılır? Buzdolabı olmadan dondurma nasıl yapılır? Sayılarla sihirbazlık nasıl yapılır? Parmak izi nedir? Tüm bu soruların cevabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Her Güne Bir Deney’de...

Rüzgâr, dolu, şimşek, yağmur gibi atmosfer olayları nasıl oluşur? Bitkiler nasıl büyür? Merak ettiğiniz birçok doğa olayını evde bulabileceğiniz basit malzemelerle kendiniz deneyerek, görerek ve izleyerek öğreneceksiniz. Anita van Saan'ın derlediği kitapta ilginizi çeken konular hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz deneylerin yanındaki kutucukları da okuyabilir, merakınızı giderebilirsiniz. Üstelik çizimler de sizi çok güldürecek.






Yalvaç Abi'den Kahkaha Dolu Denemeler


Çocuk edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Yalvaç Ural bu kez yine Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Stephen Hawking Herkül’ü Döver kitabında denemeleriyle karşımızda:







Birbirinden önemli sorulara hem kahkaha dolu hem de düşündürücü yanıtlar bulan Yalvaç Abi, büyüklerin içinde gizli küçük çocuğa ve küçüklerin içindeki büyük insana dokunuyor.


*“Şaka” nedir, ne değildir; kimlere, nasıl yapılır?

*Noktalama işaretlerini bilmek bize ne kazandırır?

*Solaklarla sağaklar hangi noktalarda ayrılır?*Anne babadan “para sızdırmanın” uygun zamanı nasıl ayarlanır?


BENCİL DEV NAR TANESİ


Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır! Gerçek sevgi ne engel tanır ne de  bir koşula bağlıdır! Birbirinden güzel hikâyeleriyle çocukların kalbinde taht kuran Bilgin Adalı’dan, insan olmanın erdemlerine ve sevginin gücüne dair iki unutulmaz oyun: “Bencil Dev” ve “Nar Tanesi”... Bilgin Adalı, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Bencil Dev – Nar Tanesi’nde cennet gibi bir bahçeye sahip olan ama bu güzelim bahçeyi orada oyunlar oynayan çocuklarla paylaşmak istemeyen Bencil Dev’in, sonunda çocukların “Dev Dedesi” olup çıkmasını anlatıyor! Bu da bir şey mi? Küçücük bir nar tanesi, gerçek sevginin sembolü haline gelir!







Nasıl mı? “Bilgin Dede”nin sahnesine buyurun!

4 Kasım 2013 Pazartesi

Yeni Çıkanlar

Korsan Kızlar 
Akdeniz’in tekinsiz mavisinde
Piri Reis’le bir büyük yolculuk!

Belgesel yapımcısı, ödüllü yazar İsmet Bertan’ın tarihsel romanlar koleksiyonu “Anadolu’da Bir Zamanlar”ın Günışığı Kitaplığı'ndan çıkan altıncı kitabı Korsan Kızlar, Akdeniz’in Piri Reis’ten sorulduğu bir dönemi anlatıyor. 15. yüzyılda büyük güçlerin mücadele ettiği Akdeniz dünyasını haraca kesen korsanlar tarafından kaçırılan sevdiklerini arayan Denizatı tayfasının yolu, Piri Reis ve Kemal Reis’in donanmasıyla kesişir. Pergeli gözü pek üç kız kardeş, bir Türkmen genci ve yaşlı bir Rum’dan oluşan tayfa, insan yaşamının ve özgürlüklerin bir anda yok edilebildiği tekinsiz maviliklerde her gün ölümle yüz yüze gelirken, Piri Reis’in haritalarını bilimle, sanatla, zanaatla yoğurarak yaratmasına da tanıklık eder. Kristof Kolomb’tan Megri kentine önemli tarihsel kimliklerle renklenen roman, her yaştan okurda hayranlık uyandıracak. Bertan’ın Anadolu tarihinin zenginliğini canlandıran özgün koleksiyonunun diğer kitapları; Golat Kalesi Tutsağı, Kaplan Kraliçe, Kralın Elçisi, Midas ve Sihirbaz ile Boğa Güreşçisi.

Kitaptan:

Pergeli kız kardeşler Azra, Laçin ve Zişan, haramilerin alıp götürdüğü sevdiklerini bulmak için Katırcı Selim ve Homer’le birlikte denize açılırlar. Rodos’tan sefere çıkmaya hazırlanan Osmanlı korsanların filosundaki, haritalarıyla da ünlü Piri Reis’in kadırgasına bindiklerindeyse artık dostluk, cesaret, tutku ve zalimlikle örülü bir yolculuğa yelken açmışlardır. Afrika sahillerinden İspanya’ya kadar uzanan bu tehlikeli seferde, korsanlar, haramiler ve kölelerle dolu dünyaya dostluklarının gücüyle direnmeye çalışırlar...

Aslı'nın Köşesi


SENİN PARAN KULLANMAYI ÖĞREN


Aranızda çocukken kumbarasında para biriktirmeyen var mı? Neredeyse hepimiz bir dönemimizi kumbaramızda para biriktirerek geçirdik. Kimimiz parasını orada biriktirmiş, ağzına kadar dolduğunda o toplu parayla bisiklet, bilgisayar almıştır. Kimimiz ise kumbarayı bir araç olarak kullanıp ara sıra içinden paramızı çıkarıp harcamışızdır. Hepimizin şu sürekli andığımız Lidyalıların hayatımıza soktuğu para kavramıyla tanışması da zaten o kumbaralı yıllara dayanır. Sahi para ne anlam ifade ediyordu o zamanlarda? Şeker, çikolata, pamuk şeker ya da elma şekeri almaya... Ya da hayalimizi büyütüp anne babamızın verdiği harçlıkları biriktirip oyuncak, bisiklet almaya yarardı. Harçlık demişken bir de bayram harçlıkları vardı ki, işte o zamanlar anneanne, babaanne, dedelerden alınan paralarla kendi kendimizin zengini olurduk...
Gel zaman git zaman para artık pek çoğumuz için hayatın anlamı ya da yaşamamız için olmazsa olmaz bir varlık haline geldi. Peki yetişkinlikte hayatın amacı olan parayı çocukken idareli harcamayı öğreniyor muyuz? Kendi neslimizi bir kenara bırakalım. Tüketim çağında yaşadığımız, dört yanımızın alışverişle dolduğu şu günlerde paranın değerini, nasıl kazanıldığını çocuklara anlatmak ne kadar da zor aslında. Peki para kavramını miniklere kitaplarla anlatmaya ne dersiniz?


KAZANMAK ZOR KAYBETMEK KOLAY
Redhouse Kidz Çocuk Kitapları’ndan çıkan Senin Paran! serisi çocukları parayla tanıştırıyor. Claire Llewellyn ve Mike Gordon'un yazdığı dört kitaplık serinin başlıkları ise şöyle: 'Para Nedir?', ‘Paramla Neler Yapabilirim?’, ‘Paramı Nasıl Biriktiririm?’, ‘Paramı Nasıl Harcarım?’.
Hepimiz paramızı kullanmayı ve mali kararlar almayı bilmemiz gerekir. Senin Paran! serisindeki dört kitap bu yolda atılacak ilk adımı oluşturuyor. Bu seri; para, gündelik mali işler, planlama, para biriktirme ve harcama gibi konulara çocukların günlük yaşamlarına uygun olarak basit bir giriş yapıyor. Üstelik her kitabın sonunda öğretmenler ya da ebeveynler için uygulanabilecek aktiviteler de var.
Para konusunu detaylı bir şekilde çocuklara anlatıldığı Para Nedir?'de öncelikli olarak tanıtılan kağıt madeni paralar oluyor. Kimi zaman harçlık olarak kimi zaman ise sürpriz bir biçimde ödüllendirilmek için para alındığının anlatıldığı kitapta, paranın nasıl saklanacağı da anlatılmış. Kimi zaman çok istediğimiz birşeyi almaya paranın yetmeyeceği de belirtilmiş. İşte tam da burada para biriktirmenin önemine değinilmiş. Ama yine de bizi asıl mutlu edenin para olmadığı anlatılmış kitapta. Öyle ya hayatta anne, baba, aile ve dostluklardan daha önemli ne olabilir ki! Bu kitapla kağıt ve madeni paraları miniklere tanıtabilirsiniz. Parayı ne tür yollardan elde edebileceğimizi ve nasıl harcayabileceğimizi öğrenebilirler. Üstelik paramıza neden sahip çıkmamız gerektiği ve onu kaybedersek ne olacağı da kitapta anlatılan diğer konulardan.


İHTİYACI OLANLARA YARDIM EDİN
İkinci kitap Paramla Neler Yapabilirim?’ de ise parayla kimi zaman yiyecek kimi zaman da günlük yaşamda kullanılabilecek birşeyler satın alınabileceğinin mesajları veriliyor. Bu kitapta üzerinde durulan konu ise eldeki parayı dikkatli harcamak. Yani gereksiz yere alışveriş yapmamak. Paramla Neler Yapabilirim?'de farklı kişilerin maddi durumlarına, bakış açılarına ve değerlerine göre parasını nasıl harcadığı inceleniyor. İstek ve ihtiyaçlar arasındaki farklar ele alınıyor. Parayı harcarken nasıl seçimler yapılması gerektiğinin de altı çiziliyor.
Paramı Nasıl Harcarım? serinin üçüncü kitabı. Bu kitapta da satın aldıklarımızın parasının nasıl ödeneceği anlatılıyor. Kağıt ya da madeni parayla ödeme yapılabileceği, parayı kaybetmenin kolay olduğu vurgulanırken, büyüklerin de parasını bankada güvenle sakladığı anlatılıyor. Hatta burada banka kakartına da değiniliyor. Nakit parayla ödemek ve banka kartıyla ödemek arasındaki farklar anlatılıyor. Parayı harcamak için sadece alışveriş yapmaya gerek yok değil mi? İhtiyacı olan birine yardım ederek ya da yardım kampanyasına bağışta bulunarak da para harcanabilir! Bu da kitapta anlatılan bir diğer güzel detay.
Paramı Nasıl Biriktiririm? ise serinin son kitabı. Çok istediğin birşeyi satın almanın yolları neler? İstersen harçlıklarını biriktirebilirsin. Para biriktirmenin ileride kullanmak için kenara para koymak olduğunun anlatıldığı kitapta bunun bir alışkanlık haline geldiği vurgulanıyor. Para biriktirmenin gelecek için plan yapmaya ve istediğimiz şeyleri almaya yarayacağı da anlatıyor. Ayrıca para biriktirmek için en iyi yerlerin neresi olduğuna da dikkat çekiliyor.


9 Ekim 2013 Çarşamba

yeni çıkanlar


ÇOCUK OLMAYA HAKKIM VAR
YKY'den yazar Alain Serres’in kaleme aldığı, Aurélia Fronty’nin resimlediği yepyeni bir kitap çıktı. Çocuk Olmaya Hakkım Var adlı kitapta çoğu zaman önemsemediğimiz, görmezden geldiğimiz ve kulak tıkadığımız çocuk hakları sorununa dikkat çekiliyor. Daha önce hep büyüklerin söyleminden tanımlanan çocuklar ve onların hakları, bu defa daha çocuksu, masum ve renkli bir şekilde dile getiriliyor.

Çocukların olduğu kadar, büyüklerin de ilgisini çekecek olan bu kitapta çocuk istismarı ve çocuk işçi çalıştırma gibi konuların yanı sıra çocukların barınma, sağlık, bedava eğitim ve barış gibi yaşama haklarından da bahsediliyor.



UĞURBÖCEĞİ VE SALYANGOZ ANAOKULUNDA

Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk’un maceralarını okumaya ne dersiniz? Sevecen ile Tomurcuk’un anaokulunda arkadaşlarıyla birlikte geçirdikleri bir günü anlattıkları kitapta oyunlar, eğlenceli dersler, küslükler ve sonunda barışmalarla geçen heyecanlı bir gün anlatılıyor. Erika Bartos’un yazdığı Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk Anaokulu’nda adlı çıkartmalı kitap 3-8 yaş aralığındaki çocuklar için ideal.

Yeni Çıkanlar


Bu sadece otomobil değil, bir sanat eseri!
Yapı Kredi Yayınları (YKY) Türkiye’de ilke imza atıyor ve çocuklara güncel sanatı bir kitapla anlatıyor. Halil Altındere ve Süreyya Evren’in hazırladığı Çocuklar İçin Türkiye Güncel Sanatı adlı kitapta çocuklar ve ebeveynlerine günümüz sanatına ilişkin keyifli bir kapı aralanıyor.
Sanatla ilgilenen herkes için neşeli bir kaynak olan kitap 72 Türk sanatçının sıradışı yapıtlarını, neşeli biyografilerini, kilit sanat terimlerini içeriyor. Ayrıca  yol gösterici web sitelerinin, müzelerin ve galerilerin bilgileri de paylaşılıyor. Türk sanatçıların örnekleri üzerinden günümüz dünya sanatına dair ipuçları sunan kitapta Anny&Sibel Öztürk, Vahit Tuna ve Halil Altındere’nin otomobil üzerine yaptıkları eserlere de yer verilmiş. Kitapta Anny&Sibel Öztürk, Almanya’dan Türkiye’ye gerçekleştirdikleri yolculuğu gerçek bir arabayı galerinin ortasına koyarak canlandırmışlar. Halil Altındere ise İsimsiz adlı sergisinde çocukluğunda oynadığı teneke oyuncak polis arabasını büyütmüş, gerçek bir araba boyutuna getirip galerinin ortasına koymuş.

Neden bazı sanatçılar işlerinde naylon poşet, fındık kıracağı veya kesilmiş karpuz kullanır? Hangi sanatçı uçan balondan şatolar yapar? Kim sokaktaki su birikintisine sırtüstü uzanmak ister? Türkiye'deki sanat üretiminden örnekler içeren Çocuklar İçin Türkiye Güncel Sanatı adlı kitap tüm bu soruların yanıtlarını kovalıyor.

19 Eylül 2013 Perşembe

Kitap Tanıtımı

KARDEŞLİK ÇEMBERİ

Çocukların hakları öykülerle anlatılıyor

Süleyman Bulut, yeni dizisi “Çocukların Hakları Var”da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden yola çıkarak, hikayelerle çocuklara haklarını anlatıyor. İlk kitap “Kardeşlik Çemberi” ile başlayan dizi, “Anne Ben Yapabilirim” ve “Sihirli Çaydanlık” ile devam edecek.

Can Çocuk'tan çıkan serinin ilk kitabı “Kardeşlik Çemberi”, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ikinci maddesi “Çocuklar arasında ayrımcılık yapılamaz.” ilkesini bir basketbol takımının hikayesi üzerinden açıklıyor. “Kardeşlik Çemberi”; renk, ırk, dil, din, kültürel, sosyal vb. açılardan çok farklı çocukların bir araya gelip bu farklılıklardan bir başarı yaratmalarının öyküsü…
1989 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kabul ettiği ve 1990 yılında Türkiye’nin de imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddeleri üzerine kurulmuş olan “Çocukların Hakları Var” dizisinde her bir hikaye, farklı bir maddeye odaklanıyor. Bu seriyi kaçırmayın!


Yazar: Süleyman Bulut
Resimleyen: Reha Barış
Yaş aralığı: 7, 8, 9 vd.
Sayfa: 56 sayfa


Kitap Tanıtımı

Antoine Lebic’in destansı hayatı

DÜNYA ŞAMPİYONU!

Matrak bir takımın göz yaşartan şampiyonluk mücadelesi!

Dünya Şampiyonu! birbirinden değişik karakterlerle renkli mi renkli bir okul hikâyesi. Üstelik Antoine Lebic’in destansı hayatının ilk macerası. Antoine Lebic kim peki? Okulunun futbol takımının kaptanı. Orta saha oyuncusu. Fakat öyle altın krampon, fırtına, gol kralı gibi lakaplar yakıştırılacak türden bir oyuncu sayılmaz. Hatta tesadüfen kaptan seçilmiş bile olabilir çünkü futbolun en temel kurallarından dahi bihaber. Maalesef takımın geri kalanının durumu da pek farklı değil. Mesela sahada olup biten her şeye “hoppala” diyerek şaşıran kaleci Jonathan’ın futboldan zerrece anladığı söylenemez. Top kaleye doğru gelirken genellikle ayakkabı bağcıklarını bağlamayı tercih ettiği ya da kalesini terk ettiği için kova kaleci olarak anılıyor kendisi. Ama neyse ki Magali var! Nasıl da cin fikirli bir kız, takımı şöyle bir sarsıp kendine getiriyor da bu matrak amatörler galibiyete adım adım yaklaşmaya başlıyor!
Komik, renkli, sıcacık, eğlenceli bir okul macerasına hazır mısınız? “Antoine Lebic’in destansı hayatı”nın ilk perdesi Dünya Şampiyonu!’yla açılıyor. İlkokul öğrencisi bir grup kafadar taktik deniyor, hile yapıyor, kavgaya tutuşuyor, koşuyor, yoruluyor, yeniliyor, yeniyor. Antoine da olan biteni bütün açık yürekliliği ve açık sözlülüğüyle bize anlatıyor. Derken bu şenlikli macera, çok sevilen Jacques Azam’ın karikatür tadındaki resimleriyle daha da renklenmez mi! Hadi artık, hemen bir kitapçıya! Dünya Şampiyonu Hayykitap'tan çıktı bile!


5 Aralık 2012 Çarşamba

ASLI'NIN KÖŞESİ


İnadım inat bir kızla tanışın: Lulu

ASLI GÜR

Şimdi hepimiz bir süreliğine çocukluğumuza dönelim. Kimimiz aksi, kimimiz eğlenceli, kimimiz muzip, inatçı ya da duygusal… Her birimiz farklı karakterlerde olduğumuz için olaylar ve isteklerimiz karşısında değişik tepkiler verdiğimiz oldu. Bir isteğimiz gerçekleşmediğinde yeri geldi mızmızlandık, yeri geldi ailemiz ‘olmaz’ dediğinde boyun eğip sesimizi çıkarmadık. Öyle ya hepimiz birbirimizden farklıydık…
Peki ya Lulu? Küt saçlı, muzur suratlı, cinfikirli olduğu yüzüne yansıyan Lulu… İnatçı mı inatçı, aksi mi aksi bir kız… Ya da belki şöyle demek daha doğru: Tam bir karın ağrısı! Canı bir şey istedi mi, karşı durmak imkansız. Gerekirse ampulleri patlatana dek ciyak ciyak bağırır, kendini yere atıp havaya tekmeler savurur, çırpınır durur. Sonunda da istediğini elde eder. Ta ki bir gün, doğum günü armağanı olarak bir dinozor isteyinceye kadar... Dediği dedik, huysuz mu huysuz bu kız çocuğuyla tanışmaya ne dersiniz? Haykitap’tan çıkan Lulu serisi, ele avuca sığmayan bir çocuğun deli dolu maceralarını anlatıyor. Lulu insanı kimi zaman gıcık ediyor ama sevdiriyor da kendini. Gün geliyor bir brontozor bulmak için ormana gidiyor, gün geliyor istediğini elde etmek için para kazanmaya karar veriyor. Hayvanlarla mücadele ederken, kendisinin tam zıttı bir oğlanla uğraşırken bir de yazar araya girmez mi! Sevgili yazarımız Judith Viorst durmadan öyküyü kesip hınzırca yorum yapıyor, huysuzluklarıyla Lulu’yu aratmıyor. Calcedott Onur Ödüllü illüstratör Lane Smith’in resimleriyse bu mizah dolu maceralara ayrı bir renk katıyor.
Lulu dizisinin ilk kitabı Lulu ve Bronzotor’da, aksi kız doğum günü armağanı olarak bir brontozor istiyor. Brontozor, aslında bir tür dinozor. Anne babası “hayır” diyor ve Lulu brontozorunu bulmak için zorlu bir yolculuğa çıkıyor…
Serinin ikinci kitabı Lulu Köpek Gezdiriyor’da ise Lulu yine imkansızı istiyor. Ama bu kez armut piş ağzıma düş yok. Çünkü amacına ulaşmak için para biriktirmek zorunda. Lulu bir işin ucundan tutmaya karar veriyor fakat mahallede yapabileceği bütün işleri, kusursuzluk timsali Fleischman üstlenmiş bile. Lulu’ya kala kala tek iş kalıyor: Komşuların köpeklerini gezdirmek...
Her iki kitabı okurken kendi çocukluğuma döndüm ben de. Yaramaz değildim ama dediğim dedik bir çocuk olduğmu kesindi! Bu yüzden ailemi bezdirdiğim de çok oldu. O yüzden Lulu’yu kendime çok yakın hissettim. Her iki kitabı da kahkahalarla okudum. Dolayısıyla seriyi saoece minikler okumalı demek yanlış olur. Bu seride yetişkinler de kendi çocukluğundan ya da çocuğundan bir parça bulcağı kesin!

Joke van Leeuwen Röportaj


Hayal gücüm ayaklarını gerçeğe basar ama kanatları da var
Röportaj: ASLI GÜR

31. İstanbul Kitap Fuarı’nın bu yılki konuk ülkesi Hollanda. Fuarın ilk dört günü açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla bir dizi etkinlikler gerçekleştirilecek. Fuarda bu kapsamda çocuk edebiyatı alanında Hollandalı şair-yazar Joke van Leeuwen da konuk olacak. Türkiye’de Hayykitap’tan çıkan ve birbirinden renkli kahramanlarıyla temposu hiç düşmeyen absürt, esprili Cik! adlı kitabıyla tanınan yazar 20 Kasım’da çocuklarla buluşacak. Aynı zamanda yeni kitabı Babam Çalılığa Dönüşünce’yi de fuarda tanıtan yazar Minik Okur için konuştu.

31. İstanbul Kitap Fuarı’na konuk olacaksınız. Ne hissediyorsunuz?
Bu benim Türkiye’ye ilk gelişim ve çok heyecanlıyım, çünkü daha önce Türkiye’ye gelmiş olanlardan çok olumlu şeyler duydum. Yaşadığım yer olan Antwerp’de Türk kökenli pek çok kişi var. Onların dükkanlarına uğruyoruz. Yoğurt ve kırmızıbiber mükemmel oluyor. Ayrıca Türk kökenli Hollandalı şarkıcı Esra Dalfidan’la birlikte bir müzikal de yazdık.

Kitaplarınıza Türkiye’deki çocukların gösterdiği ilgiden memnun musunuz?
Evet, elbette. Hikayelerimin başka ülkelerden insanlara ulaşabilmesi ve bir hikayeyi paylaşarak buluşmak harika bir şey.

Türkiye’de Cik! adlı kitabınızla tanınıyorsunuz. Nasıl tepkiler aldınız şimdiye kadar?
Cik! çok sayıda dile çevrildi, tiyatroya ve sinemaya uyarlandı. Hem yetişkinlerden hem çocuklardan duyduğuma göre bu hikaye ya onları çok duygulandırmış ya da içindeki mizahi öğeleri çok sevmişler. Hindistan’da filmi izleyen yaklaşık bin çocukla birlikteydim ve tepkilerini görmek çok güzeldi.

Cik! adlı kitabınızda insanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıklara değiniyorsunuz. Neden bu farkı çocuklara hissettirmek istediniz?
Aslında yolu Minik Kiş’le kesişen herkes, onda özlemini duyduğu şeyi görmek istiyor ama o sadece kendisi. Kuşları çok seven Warre, Minik Kiş’in içinde bir kuş görüyor. Bir çocuk isteyen Tine ise onu insan olarak görüyor.

Olaylara farklı açıdan bakarım

Türkiye ve dünyada yayımlanan çocuk kitaplarında özellikle hayvan temalı yayınlar öne çıkıyor. Çocuklara bir konuyu hayvanlar aracılığıyla anlatmak daha mı kolay sizce?
Benim için Minik Kiş kanatları olan bir insan, antik kültürlerdeki öykülerde rastladığımız karakterler gibi. Benim öykülerimde asla konuşan hayvanlar olmaz. Bu, onun içindeki özgürlüğün görsel bir simgesi. Her zaman mesaj vermek için değil, beni ilgilendiren şeylerle ilgili yazarım. Benim için okurun öyküden zevk alması ve bir anlam çıkarması önemlidir. Okurların hikayeyi sürükleyici buldukları için okumaya devam ettiklerini umarım. Hem şaşırsınlar hem de onlara tanıdık gelsin isterim…

Yayınlarınızda kendi hayatınızdan da ilham alır mısınız?
Hayal gücüm ayaklarını gerçeğe basar ama kanatları da vardır. On üç yaşındayken Brüksel’e taşınınca, ‘normal’ olanın değişebileceğini fark ettim. Diyelim Hollanda’da tipik Hollandalı özellikler ve protestanlık normalken, başka bir yerde ‘normal’ tamamen farklı olabiliyordu. Olaylara farklı açılardan bakmayı severim.

Kitapları pek çok dile çevrilmiş biri olarak tüm dünyada çocuk edebiyatının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünya çapında çocuk edebiyatıyla ilgili konuşacak kadar çok şey bildiğimi düşünmüyorum. Ama iyi çocuk edebiyatını teşvik eden kuruluşlar olduğu için çok mutluyum. Duyguyla yazılmış, hoş bir dili ve derdi olan, sadece ticari amaçlar için üretilmemiş kitaplar var artık. Bu güzel bir gelişme.

Türkiye’deki yayınları ve çocuk edebiyatını takip ediyor musunuz?
Ben daha çok yetişkin edebiyatını biliyorum. Mesela Murat Tuncel Türkiye ve Hollanda edebiyatı arasında köprü gibidir. Hollandalı ya da Flaman olup Türk kökenlere sahip yazarlar da var. Bir de bazı yazarların çocuk kitapları Hollandacaya çevrildi; Hidayet Karakuş ve Sevim Ak gibi.

Ailem evinde göçmen konuk etmiş

Babam Çalılığa Dönüşünce adlı kitabınız da fuarda çocuklarla buluşuyor. Biraz yeni kitabınızı anlatır mısınız?
Bu kitapta, babasıyla birlikte yaşadığı ülkede savaş olduğu için annesinin ülkesine gitmek zorunda kalan bir kız var. Ağır bir konu ama hafifletici öğelerle anlattım. Mesela kız, benim uydurduğum bir dili öğrenmek zorunda kalıyor ve kendi ordusunu kumanda edemeyen bir kumandanla karşılaşıyor. Adam “İleri, marş!” yerine, “Sizin için sakıncası yoksa yürümeye başlasak,” gibi laflar ediyor. Bir ilkokul öğretmeninden e-posta almıştım, bu konunun çocuklar için çok ağır olabileceğini düşünmüş önce, ama sonra sınıfta kitabı okuduğunda çocuklarla bu konuda ve hatta ülkemizdeki göçmenler hakkında çok güzel sohbet etmişler…
Bu kitabı yazdım çünkü benim ailem, ninelerim, dedelerim, annem, babam hep evlerinde ya da köylerinde göçmen konuk etmiş.

Bir çocuğun gözünden savaşı işlediniz kitabınızda. Dünyanın düzen değiştikçe çocukların gündemi de savaşa mı yöneliyor sizce?
Umarım böyle olmaz. Bunu önlemenin bazı yolları var: İnsanları önyargısız dinlemek, çocukları ciddiye almak ve hayattaki önemli şeylerle ilgili konuşmak. Filozof Peter Sloterdijk bizim de aynen çocuklar gibi şu soruyu sormaya cesaret etmemiz gerektiğini söylüyor: Ama bu niye böyle?

Savaşı ve savaşın getirdiklerini de yine absürd bir komediye çeviriyorsunuz kitapta. Savaşı eğlenceli dille anlatmak zor oldu mu sizin için?
Hayır, çünkü bu benim tarzım. Ayrıca Bosnalı arkadaşlarımdan mizahın insanı güçlendirdiğini duymuştum, güçsüzün gücü gibi. Her şeylerini kaybetmiş olmalarına rağmen çok gülmüştük. Ama zaten bizim ülkemizde yeni bir hayat buldular. Calvino “hafif düşünmekten” bahseder. Hafif bir şekilde yazmak, anlamsız ya da önemsiz şeyler yazmak demek değildir.

Fadime Uslu Röportaj


BANA ÇOCUKLAR İLHAM VERDİ 
Röportaj: Aslı Gür

Yazar Fadime Uslu son zamanlarda Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan kitabı Çat Kapı Dayım ile minik kalplere uzanıyor. Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde sınıf öğretmenliği eğitimi alan ve öğretmenlik dışında editörlük, yayın yönetmenliğini görevini de üstlenen Uslu’nun Büyük Kızlar Ağlamaz, Sokağın Kuyruğu adlı kitapları da var. GölgedeYaşamak adlı öykü dosyası ise 2011 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Son kitabı Çat Kapı Dayım’da bir çocuğun yazma tutkusunu öyküleştiren Fadime Uslu ile konuştum…


Sınıf öğretmenliği eğitimi aldınız. Yazarlığa başlamanız nasıl oldu?
Sınıf öğretmenliğini seçmemdeki en büyük neden çocuklara duyduğum hayranlık, içimdeki çocuğun sözlerine duyduğum saygı oldu. Başka alanlarda da çalıştım ama hepsi, beni çocuklara eşlik etmenin yoluna çıkardı. Öğretmenlik sevgiyle yaptığım işim, mesleğim. Yazarlığımsa hayatım… Blaise Cendrars’ın sözleri geliyor aklıma: “Yazarlığım bir meslek değildir; yaşamak bir meslek değildir,” diyor ozan.  Kendimi bildim bileli iyi bir okur olmaya çalıştım. Yazıyla ilişkim de aşağı yukarı Çat Kapı Dayım’ın karakteri Şeyma’nın yaşlarında sözcüklerin büyüsüne kapılmamla başladı.

Çocuklarla ilişkiniz nasıldır peki?
Yetişkinlerle olduğu gibi; açık, samimi ve içten. Edebiyata çocuk kitaplarıyla adım atmadım.  Eleştiri yazıları, öyküler yazdım önce. Çocuk edebiyatıyla sadece okur olarak ilgiliydim. Açıkça söylemeliyim, çocuklar için yazmaya başta cesaret edememiştim. Ama bana ilham veren yine çocuklardı.

Edebiyatta çocuk kitapları alanında yazmak bir yazar için nasıl bir duygu?
Ötekiler gibi heyecan verici. Çat Kapı Dayım’ın yazılma sürecinde Şeyma gibi içim kıpır kıpırdı.

Çocuk edebiyatı alanının özel bir incelik ve özen gösterilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
Her metin incelik ve özeni hak eder, hem yazarından hem de okurundan. Çocuklar için verimlenen eserler daha fazla dikkat, özen gerektiriyor. Çat Kapı Dayım çok keyifli, titiz bir çalışmanın sonunda yayımlandı. Bu eserin üzerine kocaman harflerle adımın yazdığına bakmayın, editörüm Müren Beykan’ın keskin gözü Çat Kapı Dayım’a olağanüstü güzellikler kattı. Çocuk kitaplarında edebiyatın mayası yazarla birlikte editörün estetik bakışıyla, uzmanlığıyla yoğruluyor.

Sergide kitaba dokunmanın havası başkaydı

31. İstanbul Kitap Fuarı’nın teması çocuk ve gençlik edebiyatı… Sizin bir etkinliğiniz olacak mı?
22 Kasım Perşembe günü Çat Kapı Dayım’la ilgili bir söyleşim ve Günışığı Kitaplığı standında imzam olacak.

Fuarda çocuk ve gençlik edebiyatı temasının işlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önemlisi bu tema edebiyat cephesinin dikkatini çocuk ve gençlik edebiyatına çekiyor. Daha ne olsun...

Özellikle çocuklar için kitap fuarları sizce neden önemli?
Çocukluğumun şehri Adana’da istasyonun hemen önünde kitap sergileri açılırdı. Kitapçılara, kütüphaneye her zaman giderdim ama o sergilerde kitaba dokunmanın bile havası başkaydı.  Tahta masalarda, raflarda büyükler için yazılmış kitapların sayısı daha çoktu, onları okuyabilmek için sabırsızlanırdım. O zamanlar kitaplarını çok sevdiğim yazarlarla tanışabilmeyi düşünemezdim. Öylesine uzak gelirdi. Şimdi çocuklar kocaman bir panayırda, şenlik alanında yüzlerce, binlerce kitapla iç içe olacak. Yazarlarla tanışıp söyleşi yapacak. Bu buluşmalardaki paylaşımlar yazarları da çocukları da etkiliyor elbette. 


Çocuklar kitabımı okurken mutlu olsun

Son kitabınız Çat Kapı Dayım… Kitabınızda bir çocuğun yazma tutkusunu öyküleştiriyorsunuz. Şeyma dayısından ilham alıyor. Her çocuğun hayatında böyle bir rol model olduğunu düşünüyor musunuz?
Sadece çocukların mı, yetişkinlerin de davranışlarını bilerek ya da bilmeyerek etkileyen modeller var çevrelerinde. Bu kitapta tek bir misyonum varsa o da çocukların okurken mutlu olması, yazının hazzını, lezzetini tadabilmeleri…

Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişmesi, çocukların daha çok okuması için sizce neler yapılmalı?
Ülkemizde çocukların, çocuk edebiyatının türlü türlü sorunları olduğunu görüyorum. Çocukların üzerinde pek konuşulmayan çok ama çok büyük sorunlarla boğuştuklarını görüyorum. Onların sorunlarının altından kalkmak için verdikleri mücadele karşında etkili, kalıcı çözümler üretemediğimizi biliyorum. Yetişkinler çevrelerine dikkatle baktığında görecek. Kimileri için bir lüks, kimileri için sadece bir hikaye, kimileri için popüler karakterlerin çıkartma sayfaları, kimileri için bir eğitim aracı kitap. Bunun sorumlusu da yetişkinler. Çocuk kitaplarını yazın sanatının bir uzantısı hatta kaynağı olarak bilen, hissedenlerin alanı genişledikçe çocuk edebiyatının da hareket alanı genişleyecektir kanımca. Çocuk ve okuma kültüründe değişime ihtiyaç duyuyoruz. Anne ve babaların çocuklarıyla kitap okumaları; kitabı paylaşımlarının, ilişkilerinin bir parçası yapmaları çocukları doğallıkla okumaya yöneltecektir. Kitaplarla zengin bir evde, kütüphanelerin kullanıldığı ortamlarda okuma oranı kendiliğinden artacaktır.